Bu kaçıncı sızıntı
Gözlerimden yüreğime süzülen
Yanaklarım ıslanmaz ama
İçim bir okyanus
Binbir çeşit duygu dibe
Hayallarim kıyısına vurmuş...
İktibas ettim çalıntı aşkları
Gecenin kara defterine
İki yudumluk ışığa hasret
Leyla-mecnun misali özlemler...
Bu kaçıncı sızıntı
Sahibini bana gömdüren:Kaçak kelimeler
Nasılda kılık değiştirmiş
Boğazımdan akan bir damla ter...
Kumda çıplak ayaklarımla
Mutluydum halbuki bir okyanus kıyısında
Güneşi çalınmış başak misali
Aniden kara bulutların gölgesi alır gözleri
Bilmezler,bir sızıntıdır yağmuru yağdıran fuzuli...
Neden yazıyoruz biz ?
Hayat bu bilirsin,öyle anlar vardır ki boşaltmazsan içini çatlayacak gibi hissedersin.Ben de çatlamamak adına,
bardaktan boşalırcasına yazıyorum işte...
Öyleki,
''En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk : henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz : henüz yaşamadıklarımız
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
Henüz söylenmemiş olandır'' (N.H)
Belki de bu yüzden,en güzel yazı,henüz yazılmamış olandır!
O halde yazmaya devam..
bardaktan boşalırcasına yazıyorum işte...
Öyleki,
''En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk : henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz : henüz yaşamadıklarımız
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
Henüz söylenmemiş olandır'' (N.H)
Belki de bu yüzden,en güzel yazı,henüz yazılmamış olandır!
O halde yazmaya devam..
17 Kasım 2011 Perşembe
Sızıntı
Etiketler:
fuzuli,
iktibas,
kaçak kelime,
sızıntı
9 Ekim 2011 Pazar
Tik Tak-Tik Tak
Ey sabırsız ruhum benim
Maharet bilirdin mevsimleri değiştirmeyi
Yağmur zamanında yağmalıydı halbuki
Çünkü toprak kokusu zamanında güzel
Güneş bile zamanında doğmalıydı
Kar oyununun ortasında değil
Özlem doruğa çıktı mı kavuşmalı insan
Gençlik elden gitmeden meyvesini vermeli
Ders öğrenciyken alınmalı
Ekmek parasına sokakta değil!!!
Eninde sonunda ödeyeceğin bedel
Sen öğrenciyken okulda güzel
Yemek toklukta tat verir mi?
Açlıkta sor sen bir tas çorbanın kıymetini
Kesin olan şudur ki hayatta
Ne bir eksik, ne bir fazla
Tik tak tik tak derken hayata
Ölüm bile zamanında gelir
Hem de tam zamanında...
Maharet bilirdin mevsimleri değiştirmeyi
Yağmur zamanında yağmalıydı halbuki
Çünkü toprak kokusu zamanında güzel
Güneş bile zamanında doğmalıydı
Kar oyununun ortasında değil
Özlem doruğa çıktı mı kavuşmalı insan
Gençlik elden gitmeden meyvesini vermeli
Ders öğrenciyken alınmalı
Ekmek parasına sokakta değil!!!
Eninde sonunda ödeyeceğin bedel
Sen öğrenciyken okulda güzel
Yemek toklukta tat verir mi?
Açlıkta sor sen bir tas çorbanın kıymetini
Kesin olan şudur ki hayatta
Ne bir eksik, ne bir fazla
Tik tak tik tak derken hayata
Ölüm bile zamanında gelir
Hem de tam zamanında...
7 Ekim 2011 Cuma
Gece 01.35 ve annemin aşçılık merakı !
Arkadaşlarım hep şaşırmışlardır ''Sizin ailede nasıl obez yoktur diye''.Babam hariç hepimiz normal sınırlar içindeyizdir.Ki babam da her Türk babası gibi göbek kısmında meydana gelmiş bir Türk kasına sahiptir.Yağ değil o yani anlayacağınız !!!
Anne tarafımın Malatyalı olması,mutfağımızı zenginleştiren tek unsurdur.Ekmek,reçel,yoğurt...vs hep kendimiz yaparız.Özellikle çavdar unu vazgeçilmezimizdir.Bunlara istinaden bir de gece gece lahmacun merakı çıktı annemin.Benim de ondan eksik kalır yanım yok tabi,ben de az tatlı çeşitleri üretmedim gece gece ama bu artık fazla geldi bana.Ve ciddi ciddi annemin lahmacun denemeleri başarı ile bitti.
Nasıl yaptı derseniz hemen tarifi vereyim:
Malzemeler 2 Su Bardağı Un(Biz çavdar unu kullandık böylece daha sağlıklı oldu)
2 Çay Kaşığı Tuz
3 gr Kuru Maya
1/4 Su Bardağı Ilık Su
150 gr Yoğurt
450 gr Domates(biz evde yaptığımız domates konserveyi koyduk)
1 Orta Boy Soğan
250 gr Kıyma
1 Demet Maydanoz
5 Diş sarmısak
5 Adet Sivribiber
Karabiber, Tuz
Yemeğin Tarifi
Anne tarafımın Malatyalı olması,mutfağımızı zenginleştiren tek unsurdur.Ekmek,reçel,yoğurt...vs hep kendimiz yaparız.Özellikle çavdar unu vazgeçilmezimizdir.Bunlara istinaden bir de gece gece lahmacun merakı çıktı annemin.Benim de ondan eksik kalır yanım yok tabi,ben de az tatlı çeşitleri üretmedim gece gece ama bu artık fazla geldi bana.Ve ciddi ciddi annemin lahmacun denemeleri başarı ile bitti.
Nasıl yaptı derseniz hemen tarifi vereyim:
Malzemeler 2 Su Bardağı Un(Biz çavdar unu kullandık böylece daha sağlıklı oldu)
2 Çay Kaşığı Tuz
3 gr Kuru Maya
1/4 Su Bardağı Ilık Su
150 gr Yoğurt
450 gr Domates(biz evde yaptığımız domates konserveyi koyduk)
1 Orta Boy Soğan
250 gr Kıyma
1 Demet Maydanoz
5 Diş sarmısak
5 Adet Sivribiber
Karabiber, Tuz
Yemeğin Tarifi
Ön hazırlık olarak, soğan, maydanoz, ve sivribiberi ince kıyın. Sarmısağı dövün. Maya ve toz şekeri ılık suyla ezin. Limonu 8?e bölün. Kabuklarını soyduğunuz domatesleri de minik küpler halinde doğrayın.
Unu eleyin. 2 yemek kaşığını ayırıp kalanını 2 çay kaşığı tuzu katıp karıştırın. Unun ortasını havuz biçiminde açın. Mayalı şekerli suyu ve yoğurdu koyup iyice karıştırın. Elde ettiğiniz yumuşak hamuru ele yapışmaz kıvama gelene kadar yoğurun. Üzerine nemli bir bez örterek 30 dakika kadar ılık bir ortamda mayalanmaya bırakın. Hamuru iri yumurta büyüklüğünde pazılara (hamur parçaları) ayırın. Her pazıyı unlayarak elinizle yarım santim kalınlıkta yuvarlak olarak açın.
Bu arada harcı hazırlayın. Bunun için, bir kapta domatesi, soğanı, kıymayı, maydanozu, sivribiberi, sarmısağı, tuz ve karabiberi iyice karıştırın.
Hazırladığınız harcı, açtığınız hamurların üzerine yayın. Ancak hamurların kenarında 1 cm kadar boşluk kalmalı. Unladığınız fırın tepsisine lahmacunları dizin. Önceden 220 derecede ısıttığınız fırına koyduğunuz lahmacunları 15 dakika sonra çıkarabilirsiniz.
Unu eleyin. 2 yemek kaşığını ayırıp kalanını 2 çay kaşığı tuzu katıp karıştırın. Unun ortasını havuz biçiminde açın. Mayalı şekerli suyu ve yoğurdu koyup iyice karıştırın. Elde ettiğiniz yumuşak hamuru ele yapışmaz kıvama gelene kadar yoğurun. Üzerine nemli bir bez örterek 30 dakika kadar ılık bir ortamda mayalanmaya bırakın. Hamuru iri yumurta büyüklüğünde pazılara (hamur parçaları) ayırın. Her pazıyı unlayarak elinizle yarım santim kalınlıkta yuvarlak olarak açın.
Bu arada harcı hazırlayın. Bunun için, bir kapta domatesi, soğanı, kıymayı, maydanozu, sivribiberi, sarmısağı, tuz ve karabiberi iyice karıştırın.
Hazırladığınız harcı, açtığınız hamurların üzerine yayın. Ancak hamurların kenarında 1 cm kadar boşluk kalmalı. Unladığınız fırın tepsisine lahmacunları dizin. Önceden 220 derecede ısıttığınız fırına koyduğunuz lahmacunları 15 dakika sonra çıkarabilirsiniz.
Etiketler:
gece aşçılığı,
lahmacun tarifi,
yaşasın yemek yemek
4 Ekim 2011 Salı
Dünya Hayvanlar Günü ve Bir Dost + Bir Hediye
Dost için ne yollar yürüdü bu ayaklar bugün Eminönü'nde...Sabah aslında okula hiç gelemeyecek kadarken grip sonrası kalan baş ağrımı yenip kalktım erkenden.Zaten gecede güle,ağlaya okuduğum değerli bir sosyoloğun yazılarından sonra içim iyice sevgi dolup taşmıştı.Ve bu taşanları en sevilenlerle paylaşmam şarttı.Bu vesile ile ben de başladım boylu boyunca yolların tozunu almaya....Aklımda aslında arkadaşıma nostaljik bir hediye paketi yapmak vardı.Beyazıttan,sahaflara kadar heryeri gezdim ama bulduklarım genelde bana hitap eden şeylerdi arkadaşıma değil.En son bittim gezmekten güneşin altında ve sızlanırken,birden bana doğru gözlerini dikmiş bir sürü şaşkın ve bir o kadar da aptal bir sevimliliğe sahip bu yeşilleri görüp,midemde kelebeklerin uçuştuğunu hissettim.
Fiyat,anlaşma derken hem çay içtim hem alakasız bir şekilde röportaj verdim ne olduğu belirsiz bir kanalın ''Spor bakanı olsa idiniz ne yapardınız?''sorusuna,hem de kaplumbağalar hakkında az buçuk bilgi edinip kedi,kuş..vs sevdim.
Sonrasında ne mi oldu? Arkadaşımı aradım doğumgünü hediyesini vermek için.Ortak bir noktada buluştuk falan suratından zaten belliydi ''Niye çağırdı ki bu hatun beni şimdi''ifadesi üstüne bir de bir anlık onunla dalga geçtiğimi sanıp parlaması ile azar da yedim.Sinirlendiğimi belli etmemek için tuvalete çıktım söylene söylene içimden.Hediyemi de masaya bıraktım.Tabi bizimkinin suratı değişmişti ben döndüğümde.O kutudan kek falan çıkıcak sanmış şaşkın.İki dünya tatlısı yeşili görünce tipi kaymış:) Hem canım gibi sevdiğim dostu hem de kaplumbağaları öyle mutlu ve memnun görünce benim de söndü kızgınlığım.
Şimdi birinin adı Tarçın ötekinin Zencefil =) Sevdiklerine şu sıra hediye arayanlar için ideal ve sempatik nacizane önerimdir size su kaplumbağaları.
Tüm hayvanların ve hayvan dostlarının ''Dünya Hayvanlar Günü'' kutlu olsun =)
Etiketler:
dostluk,
hayvan sevgisi,
kaplumbağa
30 Eylül 2011 Cuma
Hayat nedir ?
Hayat nedir diye sorarsan bana!
Hani sormazsın da oldu da sordun
Acısıyla tatlısıyla yılan oyununun ta kendisi denecek kadar karmaşık görünen
Belki de en çok bu yüzden acılarımdan yeniden doğarak :
Hani sormazsın da oldu da sordun
Hayat bir kazan iki kaybet oyunudur adeta...
Kazanmanın tadına vardırmak içindir bu bize yapılan piştiler aslında...
Ve unutma ki sevgiyse bu dünyayı döndüren,en güzel sevgilere varış bedelidir yaşamak...
Acısıyla tatlısıyla yılan oyununun ta kendisi denecek kadar karmaşık görünen
Ama bir o kadar da basit bir denklemin ta kendisir hayat
Belki de en çok bu yüzden acılarımdan yeniden doğarak :
Yokluk-un içimdeki varlık-ı
Sessizliğin bendeki gürültüsü ile yaşamak
Etiketler:
hayat,
hayat nasıl birşey yahu?,
kartpostal,
sessizlik,
varlık,
yokluk
28 Eylül 2011 Çarşamba
Bilinmeyen gerçekler ve unutturulmaya çalışılan değerler
Tüm mutsuzdaşlara dilaraca bir '' günaydın stili '' = ''don't worry,be happy''
![]() |
| Bobby Ferrin |
Lakin ''Don't worry'' şarkısının muciti Bobby Mc Ferry'dir.Bir dönem ikisi birlikte çalıştığı ve çok benzedikleri için karıştırılması çok olağandır.Ayrıca Bobby Mc Ferry üstteki klibi çekerken hiçbir ensturman kullanmamıştır.Tüm sesleri ve tempoyu kendi çıkarıp hem şarkısı hem de bu performansı ile tüm dünyada hayranlık uyandırmıştır.
İşte Bobby McFerrin hakkında sizi gülümsetecek bilgiler =) http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=bobby%20mcferrin
![]() |
| Bob Marley |
70'lere damgasını vuran,neredeyse sevmeyeni hiç bulunmayan,şarkılara can vermesi ile tanınan,barış için savaşan değerli sanatçı Bob Marley'in işte ruhumuza da hayat veren sözleri:
-
- Baktın hayatın tadını çıkaramıyorsun; Tadını kaçıranı, hayatından çıkar.
- Dünyanın en güzel ritmi, Onun : senin için çarpan kalbidir.
- Sadece çocukken güler insan, diğerleri gülmek değildir. Çünkü insan büyüdükçe komikliklere değil, acılara gülmeyi öğrenir...
- Aslında kadın su gibi bulunduğu kaba uyar. Kadınlardan şikayetçi olan erkek, hatayı kendi kalıbında aramalıdır .
- Gerçek şu ki; herkes seni incitecek. yapman gereken tek şey; 'acı çekmeye değer birini bulmak.
- Artık hep hayal ettiğimiz yeni bir başlangıcı değil; Hiç düşünmediğimiz mutlu bir sonu istemeliyiz.
- Kendi kendime konuştuğum kadar, Kimseyle konuşmuyorum. Sebep delilik değil, Sadece bilirim ki insanı sadece en iyi kendi dinler.
- Gördüğünü herkes sever, Sen onda kimsenin görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; ten'e değil, kalbe dokunacaksın.
- Belki de hepimiz hiç düşünmeden kαlbimizin en iyi kısmını vermişizdir. Hemde kαrşılığındα bizi düşünmesi bile zor olαnlαrα.
- Herşey yolunda gitmiyor bazen, ne yaparsan yap olmuyor yinede ! En zoru da; bunlara rağmen gülümsemek zorunda kalmak işte.
- Aslında herkes sevdiği insana bakarmış gibi hayata baksa; Belkide hayat, bu kadar acı vermekten vazgeçerdi insanlara.
- Aslında tek sorunumuz; henüz onunla tanışalı bir kaç gün olmuşken ona seni seviyorum' diyebiliyor olmamızdır.
- Hayatımda kimse yok; ama sorun değil. Çünkü sen aşkı basitleştirenlerden birisin, bense yalnızlığın hakkını verenlerden.
- Herşeyinle seversin, tüm gücünle belki; ama yine kaybedersin. Neden mi? Çünkü her 'seviyorum' diyeni adam zannedersin.
- Gülmek her zaman mutlu olmak için değildir. Bazen öyle gülmeler vardır ki; en büyük acıları gizlemek içindir.
- Aslında sürekli tebessüm edenler, içten içe acı çekenlerdir. Unutma, her gülen yüz mutluluk ifadesi değildir !
- Eğer bu hayatta illa kıymet bilmek gerekiyorsa, Sadece kendi kıymetini bil. Boş...ver be ! nasılsa her rüya güneşle sona eriyor.
- Erkek yada kadın ikisinin de bildikleri doğrudur; ama kadının tahmin ettiği herşey, erkeğin emin olduğu şeyden daha doğrudur.
- Belki de ilk önce yanlış insanlarla tanışmasaydık, doğru insanı bulduğumuzda onların değerini anlayamazdık.
- İlk bakışta aşık oldun oldun adamım, Yoksa ikinci bakışta kimin ne mal olduğunu anlarsın.
- Evet belki de haklısın, sıfır'ın gücü yoktur. Ama unutma ki, sıfır'ın kaybedecek bir şeyi de yoktur!
- Karşılıklı sevgi aşkı, Platonik sevgi insanı öldürür.
İyi ki vardın Bob Marley,nur içinde yat.Ve daha çok uzun yıllar yaşa Bobby Mc Ferrin.Sevgi ve barış sizin şarkılarınız söylendikçe büyüyecek.Teşekkürler bize kattıklarınız ve katacaklarınız için.
Sanatçılar hakkında daha fazlası için:http://www.lowlightshighvolume.com/tag/bob-marley/ ve
Ve kahramanlarımızı yok eden gizli bir siyonist örgüt ''İlluminati''
Çok önemli not: Kapitalist sistem ve savaş ile savaşmak uğruna canını ve şarkılarını ortaya koyan değerli sanatçı Bob Marley , diğer yandan deccalin din tarikatı olan ''İlluminati örgütü'' ile yıllarca savaşmış,Madonna gibi sanatçılara papuç bırakmamak uğruna canını ortaya koymuştur.Britney Spears bu örgüte karıştığı sonrasında da çıkmak istediği için delirmiş,akıl hastahanesine yatırılmış ve kendine geldikçe ben ''deccalim' diye bağırmıştır.Micheal Jackson'nın kız kardeşinin bu konuda röportajı da mevcuttur.Çünkü Jackson da hayatının son 5yılını bu örgütle savaşarak geçirmiştir.Bob Marley'in de , Jackson'ın da ve daha bir çok sanatçının da ölümünden bu korkunç din tarikatı sorumludur.Daha fazla bilgi için ''GELENLER'' belgeselini izleyiniz...
gelenler belgeseli: http://www.youtube.com/watch?v=LE3cwRkQYwk
http://www.youtube.com/watch?v=Gw6SVcdukCo yeni ve korkunç din tarkatı illuminati...bizler uyurken dünyada neler dönüyor izleyiniz!
Micheal jackson ölümü hakkında gerçekler: http://www.youtube.com/watch?v=8z5koV0IeQg
Micheal Jackson'ın bu tarikata küfür ettiği için yasaklanan klibi: http://www.youtube.com/watch?v=oZfU3M6bq5E :Klipte önce örgütün anlayabileceği küfür içerikli hareketler yapıp ardından üzerinde 666 rakamlarının ayrı ayrı bulunduğu camları ve KKK yazılı bir camı parçalıyor.Bu klipten sonra da zaten çektiği ağır rest yüzünden öldürülüyor.Çünkü zamanında bu örgüt içinde kalıp onlarla çalışmış,çok büyük bir ün kazanmış sonrasında ise neyin içinde bulunduğu farkedip geri çıkıp,onlarla savaşarak okları üzerine çekmiştir.Kız kardeşinin açıklamalarına göre ise,Jackson uzun süre ülkeleri dolaşıp,çeşitli dinleri araştırıp,en son Mekke civarlarında tanıştığı bir din adamından inanılmaz etkilenmiş, ciddi boyutta okumalar ve konuşmalar gerçekleştirmiştir.Bunun sonucunda ise içinde bulunduğu örgütün ''deccal''in tarikatı olduğunu farketmiş dahası müslüman olmaya karar verip,bu tek göz zihniyetine şarkıları ve tavırları ile savaş ilan etmiştir.Savaşırken de en büyük gücü çocuklardan aldığını gerek röportajları gerek klipleri ile ortaya koymuştur.Sonrasında da onu en hassas noktasından yaralayıp,ruhsal olarak çökmesine neden olmak için hakkında illuminati örgütü tarafından''çocuk tecavüzcüsü''iftiraları çıkarılmış,bişey ispatlanmadığı halde polisler tarafından nezarette tutulup günlerce alay ve işkence görmüştür ''devlet memurları'' tarafından.Ama yargı sonunda bunun gerçek dışı olduğuna kanaat getirmiştir.Micheal Jackson bu tecavüz iftirası için kullanılan küçük kız sırf zarar görmesin diye ailenin talep ettiği tazminatı ödemiş , gururunu hiçe sayıp çocuğun psikolojisini düşünmüştür.Yargı Jackson'ın bu parayı ödemek zorunda olmadığını çünkü ortada kanıtlanmış bir suç olmadığını çoğu kez raporlarda da bildirmiştir.Fakat maalesef çamur at izi kalsın misali bu iftira ile sanatçıyı hatırlayan çoktur.Son kliplerindeki ilk bakışta tuhaf gelen hareketlerinin sebebi de , dünyaya, nefreti ve kötülüğü getirenlere bir ''küfür şeklidir''.
Benim izlerken duygulandığım diğer klip ise bu olmuştur:
Burada dikkat edilirse eğer 1.07.saniyede bir duvarın yanında duruyor ve o duvarda ne var sizce?İlluminati tarikatının yani semavi olan dinlerin kitabına ve semavi olmayan diğer dinlere göre deccalin işareti olan tek göz var.O duvarın yanında iken de söylediği şarkının sözleri ,''Beni öldürmek istiyorlar ama artık siz gerçekleri biliyorsunuz'' diye devam ediyor.Ne kadar tesadüf bunlar !
Güzel ülkem insanını ilgilendiren en önemli gelişmelerden biriydi Sertap Erener'in Eurovision yarışmasında kazandığ birincilik.Nasıl oldu da Türkiye rakip ülkelerden dahi oy almayı başardı dersiniz.Bunun cevabını Sertap Erener'in şovun sonundaki son hareketine bakarak alabilirsiniz.Kollarını kafasına götürüp kafası içte kalacak şekilde göz yapıyor ve etrafındaki kızlarda oluşan gözün etrafına üçgen şekli yapıyorlar kolları ile.Bu şekilde Sertap Erener tüm dünya siyonistlerinden destek beklediğini açığa vuruyor.Netice olarak da elde edilen şan,şöhret ve ün! Tıpkı illuminatinin vaad ettiği gibi.
Sertap Erener ve illuminati konusu için:http://inanilmazgercekler.blogspot.com/2011/05/sertap-erener-eurovision-1si-nasl-oldu.html
Acun Ilıcalı ve illuminati konusu için:
Benden bu kadar.Dilerim öğrendiklerinizden memnun kalırsınız.En önemlisi de kendi türkülerimize yahut caz,kalsik gibi değerli batı sanatçılarının eserlerine burun kıvırıp bayıldığımız pop müziklerden,özendiğimiz batı stillerine kadar neyin içine çekildiğimizin farkına varırsınız...varırsınız da bu oyunun oyuncağı olmayıp,bu örgüte papuç bırakmazsanız.
Dip not:Daha fazla kişinin bu gerçekleri öğrenmesini istiyorsanız sayfanın linkini paylaşabilirsiniz...
Etiketler:
Bob Marley,
Bobby Ferrin,
Deccal,
İlluminati,
Micheal Jackson
25 Eylül 2011 Pazar
Yılan olageldi
Lütufta hoş kahırda hoş derdim
Ama görmediğim suretlerin esiri oldu kalbim
Bir beyaz yılan sarıverdi yüreğimi...
Masallar gerçek diye diye avunurdum
Mavi mavi eserdi dünya bana
Bilmediğim renkler işaretindi sanki
Su döktüğüm topraklar,
Hiç tatmadığın bir sevda büyütüyor şimdi...
İnsan hissederek yaşar mı?
Hiç bilmeksizin yaşıyorum ben seni
Belki de bir yalana inandırdım kendimi...
Ayak basmadığın bu topraklar
Sensiz tek bir çiçek bile açmıyor şimdi...
Ve yine şimdi,
Ben küçük sevgili olabilme ihtimalini sevdim
Büyümemiş-im-di-r !!!
5 Eylül 2011 Pazartesi
Mimmm alarmı : XX ve XY çatışması :)
Blog arkadaşım ve değerli meslektaşım Cem'e teşekkürler...
Güzel bir konuya mimlenmişim kendisi tarafından.Ben de kendimi karşı tarafın yerine koydum ve kadın-erkek farkını şöyle uzaktan göz kırparcasına irdeledim.Sonuç mu? Buyrunuz :)
1)Kadın erkek diye %100 bir ayırım yoktur.Çünkü her insan ki bunu tıpçılar,sosyologlar,astrologlar,doğum haritası sentezcileri..vs daha iyi bilirler,biraz kadın biraz erkektir.O bahsi geçen ''taş fırınım ben lan'' deyişi bir şehir efsanesinden ibarettir.Ben de takma bıyık takıp,saçlarımı kestirip,kilo alıp,kas yapıp , kabadayı rolü yapabilirim gayet :) Çünkü sadece maske ve oyunculuk gereklidir.
2)Erkeklik genim,bayanlık genimden daha çok olsaydı ve netice itibari ile bir ''xy'' olsa idim,kesinlikle çok becerikli ve hayata şimdiki halimden daha sıkı tutunan,oldukça da mütasıp biri olurdum.Çünkü ''xx''olmanın getirdiği lüzumsuz ama lazım gelen zorluklar olmayacaktı.Ki ben şu an dişi olmanın zorluklarını en çok da yaşadığım ülkeden ötürü yoğun hissediyorum(Yöneticilerin ve toplumun bakış açısı).Ama beterin beteri var , bkz => İran
O kadar kadın-erkek farkı demişken,meraklıları için resimleri bulduğum ve paylaştığım bloğun linki : http://www.sarahpetruziello.com/blog/?p=232
gerçekten değişik bir blogmuş,henüz yeni bakıyorum :)
cemReçete
Güzel bir konuya mimlenmişim kendisi tarafından.Ben de kendimi karşı tarafın yerine koydum ve kadın-erkek farkını şöyle uzaktan göz kırparcasına irdeledim.Sonuç mu? Buyrunuz :)
1)Kadın erkek diye %100 bir ayırım yoktur.Çünkü her insan ki bunu tıpçılar,sosyologlar,astrologlar,doğum haritası sentezcileri..vs daha iyi bilirler,biraz kadın biraz erkektir.O bahsi geçen ''taş fırınım ben lan'' deyişi bir şehir efsanesinden ibarettir.Ben de takma bıyık takıp,saçlarımı kestirip,kilo alıp,kas yapıp , kabadayı rolü yapabilirim gayet :) Çünkü sadece maske ve oyunculuk gereklidir.
2)Erkeklik genim,bayanlık genimden daha çok olsaydı ve netice itibari ile bir ''xy'' olsa idim,kesinlikle çok becerikli ve hayata şimdiki halimden daha sıkı tutunan,oldukça da mütasıp biri olurdum.Çünkü ''xx''olmanın getirdiği lüzumsuz ama lazım gelen zorluklar olmayacaktı.Ki ben şu an dişi olmanın zorluklarını en çok da yaşadığım ülkeden ötürü yoğun hissediyorum(Yöneticilerin ve toplumun bakış açısı).Ama beterin beteri var , bkz => İran
3)Eğer gelişmiş ülkelerden birinde doğmuş olsa idim,yani tiyatronun,sinemanın televizyona ve ucuz pornolara satılmadığı bir vizyonda,Gerard Butler gibi olmak isterdim sanırım.Çünkü içimde ukte kalmış bir oyunculuk eğitimi alma isteği hep olmuştur.Gerçi neler yokki ukte kalmış !!! Ayrıca Sayın Butler da oyunculuğu ve özel yaşamı ile örnek teşkil etmiştir dünyada,çevresindeki birçok çarpık düzene ve ilişkilere rağmen.Ya da Micheal Jackson,Bob Marley kadar yürekli ve savaşçı ruhlu olmak isterdim sanatımla.Belki de hukukçu ressam Henri Matisse gibi kafa koyabilmek sıkıcı bir hayat yaşamaya :)
O kadar kadın-erkek farkı demişken,meraklıları için resimleri bulduğum ve paylaştığım bloğun linki : http://www.sarahpetruziello.com/blog/?p=232
gerçekten değişik bir blogmuş,henüz yeni bakıyorum :)
cemReçete3 Eylül 2011 Cumartesi
Düşünceli günler
''Lets geogle me'' : Ne zahmetsizce ve hakaret edercesine...
Daha bugün çok yakın bir dostun yazılarına rast geldim bir blog arkadaşımın tavsiyesi üzerine baktığım bir sosyal paylaşım alanında.Belli ki üyeliğini silmiş lakin 2-4 yazısı kalmıştı.Okuyunca hemen anladım zaten nokta atışı gibi,bu yazıların kime ait olduğunu.Yüzümü gülümsetti okuduklarım,bir kez daha bağlandım dostuma onun içindeki kimi zaman çocuk kimi zaman yetişkin olmak isteyen samimi halini gördüğümden ama herkes,her yazılanı anlayacak ruh dinginliğine sahip değil ki !Acaba benim gibi düşünür müydü her okuyan ya da benim kadar daha çok sever miydi bu dostu...Gerçi bu sefer de kulaklarımda aynı dostun cümlecikleri çınlardı ''Boşver başkalarını,içinden geliyorsa kesinlikle yap,korkma!Yoksa senin olmayan bir hayat yaşarsın''...bana bunu 2009 Kasım'da söylemişti kendisi,o unutmuştur muhtemelen ama ben kolay kolay unutmam böyle anları.Bu sözünü takiben de bana yürüyen merdivenleri nasıl durdurup,ardından ''ben yaptıııım'' diye insanlara nasıl seslendiğini anlatmıştı.Daha nice ''tatlı çatlaklıklar''yapmışlığı vardır tabi :) Çok geçerli sebepleri var,bu çatlıkları yapması için ama burada anlatmayı düşünmüyorum çünkü sayfalar sürer.Fazlası ile de zekidir.Aykırıdır ama buna rağmen benim dahi anlaşamayacağım bazı çoğunlukların saygısını edinmeyi başarmış bir kadındır.Kendine çok güvenen,özel yetenekleri olan ve kimsenin boyunduruğuna girmeyi kabul etmeyen...Aslında tüm kadınların ihtiyacı olan da bu değil midir?
Her ne ise konumuza dönelim.Sadece bunlar da değil.Her karakterli insan,kendinden sonraki nesillere örnek olacak paylaşımlar bırakmak ister ardından.Belki de iyi hatırlanmak.Fakat ne mümkün bundan sonraki nesillerin torunları onları saygı ile ansın.Örneğin ben dedeme derinden saygı duyuyorum fakat inanıyorum onun her attığı adımı yahut kızgınlıkla söylediği ufak bir sözü görsem,soğurdum ve aynı pürüzsüz saygımdan eser kalmazdı.Kendimden sonraki nesilleri,torunlarımı geçtim kendime olan saygının-saygımın azaldığını hissediyorum sosyal paylaşım sitelerini bilgi alışverişi dışında kullanıp ''özelimi yansıtıp başka özellere şahit olduğumda''...
Bu sebeple nacizane önerim şudur ki , sosyal paylaşım sitelerindeki her adımımızı dikkatli atmak.Faydalı amaçlar için kullanmak;hava atmak,özelini sere serpe anlatmak,laf ebeliği yapmak için değil!Blogları da bu yüzden seviyorum,insanlar başkaları ile güzelliklerini paylaşıp,karşılıklı mutluluklar yaşamak adına açıyor genelde blog,spotlarını.Ayrıca şu an en güvenilir facebook hesapları gibi dursa da benim gün içerisinde bir hocamın ve arkadaşımın facebookuna şehirdışından günlerce izinsiz girildiği ortaya çıktı.Kaldıki benim de facebook hesabım hacklenmişti.
Kıssadan hisse demem o ki, çok düşünelim ve düşündüğümüzün onda biri kadar konuşup yazalım!
12 Ağustos 2011 Cuma
Hiç bilemezsin...
Bir Allah,
Bir İstanbul
Bir de ben
Bir de ben
şahit yüreğime
Ama sen hiç bilemezsin ne çektiğimi
Çünkü bilseydin gelirdin...
Bilseydin kıyamazdın gözümden düşenlere
Bilseydin kaçmazdın camlara taş atıp kaçan
Hınzır çocuklar gibi
Keşke bu sefer attığın sadece bir taş
Kırdığın ise yalnız bir cam olsaydı...
Sen bilemezsin içimde kırılıp dökülenleri..
İki parçaya bölünmüş suretimde
Yeşilçamın acı bir filmi oynuyor şimdi
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Sevgililer sevgilisine mektup,
Düşündüm de;yaşasaydın çok kızardın bize güllerin efendisi, özellikle izinden gittiğini iddaa edip hak yiyen ve altınlar içinde boğulmuşları gördükçe...ki sen kendine yatacak yorganı,yastığı dahi çok görmüştün de sırf halktan üstün olmamak adına tahtalar üzerinde pamuk ellerini yastık yapıp da yatardın.Nasıl da ağlamıştı damadın Ali, seni yüzü gözü kızarık görünce sert tahtalarda yatmaktan.
Kızları o kadar çok severdin ki tüm evlatların kız oluverdi,kadın şimdikinden daha çok değerliydi yüreğinde.Şimdiki gibi gelişmiş,özgürlük sloganları atan ama kadını obje olmaktan öteye atamayan toplumlar ne kadar haberdar senin içindeki gül kokulu adalet sisteminden.
Dünya senden yana tersine dönmüş gibi.
Yöneticilik deyince mevki makamlar gelir şimdi akıllara , bir de seni görselermiş keşke:Bugünün mücevher taşlı yahut milyarlık başörtüsü takanların inadına(tam tersi de var tabii ki örneğin:bedenini kullanarak para kazanıp kadınlığın değerini ayaklar altına alanlar,giyimleri ile kadını cinsel obje haline getirenler,dengeli giyimden yoksun kişiler) ya da adaleti getireceğim diyen yönetici ama altında son model arabasını da eksik etmeyen kişilerin inadına sen ; kızlarının kolundaki altın bilezikleri görünce ''peygamber kızı ateşten bilezik mi takıyor desinler?'' diye yüzünü ekşitip kızlarını da eleştirip,o bilezikleri çıkartıp fakirlere dağıtmıştın.Sana gelip açım diyene beline bağladığın taşı gösterir(ondan fazla lüksün olmadığı için),misafirlikte sana fazla yedirenin evine gitmezdin,hatta sana tapınmasınlar diye resmini dahi çizdirmezdin...
Sen peygamber olmadan önce de(40yaşına kadar) insalığa örnek davranışların ile adını kazıdın tarihe...
Peygamber sıfatından önce sıradan bir insan olduğunu o kadar çok vurguladın ve vurgulattın ki...
Kelime-i şehadette dahi önce kulu ardından elçisidir kelimesi yazılı değil mi?
Sen ki makamını saklayıp, dünyada gelip geçicidir herşey deyip,insanlık için çalışıp çırpınmıştın...
Peki ya şimdi ?
Neden bu kadar saptırdık ve sapıttırdık ki biz dini,aşkı adaleti?
Nasıl putlaştırdık seni?
Ve neden okumadan,düşünmeden yaşamaya alıştırdık kendimizi?
Niçin bir görüşü, düşünceyi , inancı araştırıp okumadan sadece yanlış yapan insanları ölçüt alarak karalamayı seçtik
hemen? Ve yok saydık o şeyi umursamaz bir tavır ile...
Ne güzel de oynuyoruz kendimize, '' okumadan, düşünmeden , empati yapmadan konuşma ve davranma '' yolunu seçtirerek değil mi?
Dahası çok da korkak olduk eleştirmeye kendimizi dahi !!! Ya da hatalarımızı eleştirenlere tahammül edemez mümkünse kanunen yargılar olduk...
Farklı görüşlere,inançlara saygı duymayı beceremez olduk...
Seni örnek aldığını söleyen ama zorbalıkla insanlara müslümanlığa tanıtan kişiler çıktı bir bilsen...
Hak yiyenler çıktı senin adını kullanarak !!!
Daha tuhafı insanları nefret ettirdiler dinlerden ve mazlumun hakkını savunan gerçekten dürüst,çalışkan fakat dinlere önyargılı insanlar ile doldu dünya...
Şaşkın haldeyiz tüm insanlık...Nereden geldik nereye gideceğiz çaresizliği içinde,
Dedim ya bencil yanımız sandığımızdan çok daha güçlü...ya da nefsimiz mi demeliyim?
Biz sevmeseni ve sevilmeyi unuttuk...
Oysa o kadar değerliyiz ki diğer canlılarla birlikte! herbirimiz...
Ve öle muhtacız ki ellerimiz bir yaşamaya,o halde ne bu ayrı gayrılık ve anlamsız düşmanlık?
Bu kadar zor mu kendimizi hatalı isek değiştirmek ve bir olmak için adımlar atmak...
Gurur denen saçmalıktan bahsetmiyorum bile,
Esnek olmayı ne zaman öğreneceğiz biz bir bilsem...
İlacımız birlik olmak yoksa bu karanlık kainatta kaybolmaya mahkumuz hepimiz...
Belki kainatın karanlık olması bile ''birlik olmamızın gerekliliğine dair'' bir işarettir kimbilir...
Son olarak,
İyi ki doğdun sevgililer sevgilisi,iyi ki!
Kızları o kadar çok severdin ki tüm evlatların kız oluverdi,kadın şimdikinden daha çok değerliydi yüreğinde.Şimdiki gibi gelişmiş,özgürlük sloganları atan ama kadını obje olmaktan öteye atamayan toplumlar ne kadar haberdar senin içindeki gül kokulu adalet sisteminden.
Dünya senden yana tersine dönmüş gibi.
Yöneticilik deyince mevki makamlar gelir şimdi akıllara , bir de seni görselermiş keşke:Bugünün mücevher taşlı yahut milyarlık başörtüsü takanların inadına(tam tersi de var tabii ki örneğin:bedenini kullanarak para kazanıp kadınlığın değerini ayaklar altına alanlar,giyimleri ile kadını cinsel obje haline getirenler,dengeli giyimden yoksun kişiler) ya da adaleti getireceğim diyen yönetici ama altında son model arabasını da eksik etmeyen kişilerin inadına sen ; kızlarının kolundaki altın bilezikleri görünce ''peygamber kızı ateşten bilezik mi takıyor desinler?'' diye yüzünü ekşitip kızlarını da eleştirip,o bilezikleri çıkartıp fakirlere dağıtmıştın.Sana gelip açım diyene beline bağladığın taşı gösterir(ondan fazla lüksün olmadığı için),misafirlikte sana fazla yedirenin evine gitmezdin,hatta sana tapınmasınlar diye resmini dahi çizdirmezdin...
Sen peygamber olmadan önce de(40yaşına kadar) insalığa örnek davranışların ile adını kazıdın tarihe...
Peygamber sıfatından önce sıradan bir insan olduğunu o kadar çok vurguladın ve vurgulattın ki...
Kelime-i şehadette dahi önce kulu ardından elçisidir kelimesi yazılı değil mi?
Sen ki makamını saklayıp, dünyada gelip geçicidir herşey deyip,insanlık için çalışıp çırpınmıştın...
Peki ya şimdi ?
Neden bu kadar saptırdık ve sapıttırdık ki biz dini,aşkı adaleti?
Nasıl putlaştırdık seni?
Ve neden okumadan,düşünmeden yaşamaya alıştırdık kendimizi?
Niçin bir görüşü, düşünceyi , inancı araştırıp okumadan sadece yanlış yapan insanları ölçüt alarak karalamayı seçtik
hemen? Ve yok saydık o şeyi umursamaz bir tavır ile...
Ne güzel de oynuyoruz kendimize, '' okumadan, düşünmeden , empati yapmadan konuşma ve davranma '' yolunu seçtirerek değil mi?
Dahası çok da korkak olduk eleştirmeye kendimizi dahi !!! Ya da hatalarımızı eleştirenlere tahammül edemez mümkünse kanunen yargılar olduk...
Farklı görüşlere,inançlara saygı duymayı beceremez olduk...
Seni örnek aldığını söleyen ama zorbalıkla insanlara müslümanlığa tanıtan kişiler çıktı bir bilsen...
Hak yiyenler çıktı senin adını kullanarak !!!
Daha tuhafı insanları nefret ettirdiler dinlerden ve mazlumun hakkını savunan gerçekten dürüst,çalışkan fakat dinlere önyargılı insanlar ile doldu dünya...
Şaşkın haldeyiz tüm insanlık...Nereden geldik nereye gideceğiz çaresizliği içinde,
Dedim ya bencil yanımız sandığımızdan çok daha güçlü...ya da nefsimiz mi demeliyim?
Biz sevmeseni ve sevilmeyi unuttuk...
Oysa o kadar değerliyiz ki diğer canlılarla birlikte! herbirimiz...
Ve öle muhtacız ki ellerimiz bir yaşamaya,o halde ne bu ayrı gayrılık ve anlamsız düşmanlık?
Bu kadar zor mu kendimizi hatalı isek değiştirmek ve bir olmak için adımlar atmak...
Gurur denen saçmalıktan bahsetmiyorum bile,
Esnek olmayı ne zaman öğreneceğiz biz bir bilsem...
İlacımız birlik olmak yoksa bu karanlık kainatta kaybolmaya mahkumuz hepimiz...
Belki kainatın karanlık olması bile ''birlik olmamızın gerekliliğine dair'' bir işarettir kimbilir...
Son olarak,
İyi ki doğdun sevgililer sevgilisi,iyi ki!
28 Temmuz 2011 Perşembe
Her Gece Açan Deli Gerçekler
En akıllılar delirirler ama su hep akar gider Bazen ölür çiçekler,dirilirler...ve dirilirler...
''Neden insanların gerçekleri bu kadar mutsuz edici ve sıkıcı'' diye başlamıştı sözlerine gecenin bir kuytusunda yolda yürüyen genç.
Şaşkındı kendinden oldukça olgun kişilerin dahi bu yalan olan gerçeklerin peşinden deli gibi koşmasına.İçindeki -güllerin mekanından gelen- ruhu köreltmemiş herkes de farkında olabilirdi aslında ne kadar geçiçi eğlenceler ve hırslarla insanların bir keder uçurumuna koştuklarının!Kafasında dönüp dururken bu deli sorular hemen duvarın yan tarafından gelen titreme sesi ile nefes alıp vermesi durdu.Sessizce doğruldu sese doğru ve elinde mızıkası üşümüş bir dilenci çocuk ile karşı karşıya kaldı.Dilenci korku ile toparlanıp ''Dur bana zarar verme'' diye panikledi.Genç ise onu sakinleştirdikten sonra cebine belki atıştırır diye annesinin tıktığı ekmek arasını verdi.Dilenci bir çırpıda yedi ve şaşkınlıkla ''Burada bu saatte ne işin var canına mı susadın sen oğlum''dedi.Genç çocuğu da alarak daha güvenli bir yere gittikten sonra onunla konuşmaya başladı.Elindeki mızıkasını sordu ne yapıyorsun onunla tam olarak diye.Çocuk anlatmaya başladı:
''Bilirsin, benim de bir ailem vardı işte.Büyük depremde kaybettim onları.Deprem olmasaydı hayalimizdeki gibi uzakta bir yerlerde,şu an bulunduğumuz yerden daha az gerçekçi ve insanların daha mutlu,saygılı sevgili olduğu bir ülkede yaşıyor olacaktık.Herşey ayarlanmıştı aslında! Ama insanların 3kuruş için kaçak bina yapmasının kurbanı oldu hayallerim ve sevdiklerim.Bu mızıka da ablamındı.Çok mutluyduk ve bunu çalar hayal kurardık hatta sülalede bu hayalperestliğimiz deli olarak nitelendirilirdi.Fakat o sözde akıllıların hiçbiri bizim kadar gülememiştir emin ol.Zaten ailemi kaybedince de bir yurda tıktılar beni.Bilirsin bu ülkedeki yurt koşullarını...Dayanamdım oradaki sevgisizliğe yollarda ölürüm daha iyi dedim.Tabi bir de Allah'a ve hayallerime güvendim.Onların peşinden koşarak mutlu oldu benim ailem.Biliyorum şimdi beni izliyorlar ve huzurlular bak bana sen de deli diyeceksin ama hissediyorum onları.Boşuna yaşamıyorum gerekmese çoktan ölmüştüm.Hey bakma bana öyle yaşım 9 diye.Her an ölebiliriz bu sözde gerçek kurallar içinde! Bu durumda 2 seçenek kalıyor :Ya şans eseri yaşıyoruz,ya da hayatta kalanların bir sebebi var o sebep de var olmadıkça canlarını yaratandan başka kimse alamaz! Of çok konuştum di mi,ama epeydir konuşmuyordum , rahatladım be''
Genç derin derin düşünmeye başladı.Kafasının içinde tekrarlıyordu sanki dudaklarını kıpırdatarak!Sormaya devam etti ''Peki mızıka neden'' diye...Çocuk ''Sorup duruyorsun ama bir üşüdün mü diyen yok''...Genç ''Ah afedersin burada var ateş yakıp ısınmak için uygun araç gereçler bir saniye'' dedi ve yaktı çocuğun içini ısıtacak , gecenin soğukluğunu kesecek ateşi.Ve devam etti çocuk;''Tamam işte ben de bu mızıkayı çalarak hayallerimi canlandırıp,ailemin tekrar yanımda olmasını sağlıyorum.İnsanların çoğunun unuttuğu bir çeşit büyü gibi güçlü ve etkili aslında hayal kurup inanmak ama dediğim gibi artık sadece çocuklar ruhları kirlenmediklerinden inanıyor hayallere ve farkında olmadan özgürlük yolunu gösteriyorlar insana.Tabi dinleye umruna çalan kim bu veletleri,peh''Genç aslında günlerdir aradığı sorunun cevabını bulmuşçasına sevinmeye başladı.Çocuğu tuttu kollarından ailesinin yanına götürdü.Çok iyi anlaştılar işin aslına bakılırsa.Sonra da evlatlık aldılar 9 yaşındaki hayal prensini ve prensin yarım kalan hayalini gerçekleştirip o çok istedikleri ülkeye gittiler.Ki zaten gencin babası da işleri iyi gitmediği için başka yerlerde şansını denemek zorundaymış.Gel zaman git zaman herşey yolunda,bir gece iki üvey kardeş mutlu mesut sohbet ederken , hayal prensinin cebinden bir resim düştü...Genç şaşkınlıkla resime baktı ve bunlar kim dedi.Çocuk kaybettiği ailesi olduğunu söyledi.Gencin şaşkınlıkığı daha da arttı ve resimdeki genç kızın öldüğü için bir daha görüşemediği ve sadece bir kaç kez görüşebildiği ilk aşkı olduğunu anlattı.Kızın son sözleri kulaklarında yankılanıyordu ''Çocukların hayallerine inanmaya devam et tıpkı benim gibi.Belli mi olur belki bizi de bir araya getiren bir çocuğun hayalidir''...Gencin gözleri doldu ve sarıldı çocuğa.Sen dedi bana ondan emanetsin.İnanamıyorum seni bulduğuma sen benim özgürlüğümün anahtarısın dedi!
O günden sonra da bu iki hayallerinin peşinden koşan üvey kardeş ne mi yaptı dersiniz ?
Bence bu masalın devamı da hayallerimiz de gizli =) Yeterki kendimiz dahil hayal kuranları yok saymamasını ve dinlemesini bilelim...
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Leyla misali...
Bu kaçıncı sızıntı
Gözlerimden yüreğime süzülen
Yanaklarım ıslanmaz ama
İçim bir okyanus
Binbir çeşit duygu dibe
Hayallarim kıyısına vurmuş...
İktibas ettim çalıntı aşkları
Gecenin kara defterine
İki yudumluk ışığa hasret
Leyla-mecnun misali özlemler...
Bu kaçıncı sızıntı
Sahibini bana gömdüren:''Kaçak kelimeler''
Nasılda kılık değiştirmiş
Boğazımdan akan bir damla ter...
Kumda çıplak ayaklarımla
Mutluydum halbuki bir okyanus kıyısında
Çocuk düşlerden uyanıp da
Şimdi bu kilidi açmak niye!
Beden halsiz kaldığında,
Rüya görmez olunca,
Güneşi çalınmış başak misali
Aniden kara bulutların gölgesi alır gözleri
Deminden damlar, müptela gibi
Oysa bilmezler,
Bir sızıntıdır bu yağmuru yağdıran fuzuli...
Gözlerimden yüreğime süzülen
Yanaklarım ıslanmaz ama
İçim bir okyanus
Binbir çeşit duygu dibe
Hayallarim kıyısına vurmuş...
İktibas ettim çalıntı aşkları
Gecenin kara defterine
İki yudumluk ışığa hasret
Leyla-mecnun misali özlemler...
Bu kaçıncı sızıntı
Sahibini bana gömdüren:''Kaçak kelimeler''
Nasılda kılık değiştirmiş
Boğazımdan akan bir damla ter...
Kumda çıplak ayaklarımla
Mutluydum halbuki bir okyanus kıyısında
Çocuk düşlerden uyanıp da
Şimdi bu kilidi açmak niye!
Beden halsiz kaldığında,
Rüya görmez olunca,
Güneşi çalınmış başak misali
Aniden kara bulutların gölgesi alır gözleri
Deminden damlar, müptela gibi
Oysa bilmezler,
Bir sızıntıdır bu yağmuru yağdıran fuzuli...
17 Temmuz 2011 Pazar
Henüz taze olan şehit haberlerine istinaden,bir hüzün aldı başımı ve esti aklıma
1930'ların İtalya'sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır. Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya'yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir. Bu oyunun kazanma ödülü ise bir tanktır....
Eski izlediğim savaş filmlerine nedense gitti aklım bugün heleki henüz taze olan şehit haberlerinden sonra.Beynim nasıl bir alaka kurdu dersem,günahsız insanların ırk ayrımı uğruna katliamından yola çıkmış olabilir ki gözlerim tekrar pıt pıt damlamaya başladı aynı filmleri ikinci kez izlerken.Hitler katliamını kısa bir süre önce Taksim'de yapılan film festivalindeki 19 yaşında adlı filmde de izlemiştim ve Alman yıkımına şahit olmuştum ama bu yapıt kadar etkilememişti beni.
Sanırım bir babanın oğlu için yaptıkları ve bir dramı, gülücükler dahası şakalar ardından izlemek sızlattı içimi.Belki de bu yüzden sizlere de hatırlatmak istedim bu en sevdiğim sahnelerden birini
''Bizi fırında yakıp sabun yapıcaklarmış baba''
''Saçmalama oğlum,oyunu kazanmak için seni kandırmışlar''
İzlemeyen varsa da eğer kesinlikle izlesin çok şey katacak insanlığınıza...İyi seyirler,güzel pazarlar dilerim
Filme dair daha fazlasını izlemek için http://video.google.com/videoplay?docid=-1122124429904725755#
Not:İkinci bahsettiğim filmi çok eski siyah beyaz bir yapıt olmasından ötürü olsa gerek bulamadım internet üzerinden.Bulur bulmaz koyacağım severek izleneceğinden eminim çünkü...
Etiketler:
La Vita E Bella''hayat güzeldir''
7 Temmuz 2011 Perşembe
Sebepsiz
Bir sebebi yok...
Sadece düşünüyordum daha uzak diyarların kucağında,
Bir sevgilim yok aşkı yaşatan;bulamadım daha doğru kişiyi ama
Sadece seviyordum dünyayı döndüren sevgidir diye
Her gelişimde beni kapıda karşılayan lojmanın köpeğini seviyordum
Başına dokunup konuşuyordum onunla
Odamı seviyordum ilham yerim diye ve tabii
En güzel kokulu çiçeklerle süslediğim masamı
Annemi beklemediği anda öpüyordum yanaklarından
O her ne kadar bunun çıkar için olduğunu sansa da:)
Hatalarımı seviyordum bazen,biraz daha olgunlaştrmaları adına
Hatta bugün beni ölümden döndürecek bir vesile olduğunu bilmeksizin
Ayağıma yapışan ve beni kaldırımdan çeken yavru kediyi seviyordum elime almış
Arkamı dönüp devrilen ve kaldırımı parçalamış minibüsü gördüğümde uğrayacağım şoku düşünmeden;
Sadece seviyordum kardeşçe;ağlarken başımı koyacak güvenli bir omuz
Gecenin üçünde güzel ve derinden bir sesin beni teselli etmesi yolunda
Bu kişinin yanağımdaki buseden farksız ama br o kadarda yalansız,
Çok ama çok seviyordum ben Ezel'imi
Sebebini bilmeden bir yandan da en güzel sebeplerin anahtarı olacağını
Gözlerimi dünyaya kapadığımda iyi ki onu getirdin Rabb'im diyeceğimi
Hissederek yaşıyorum onun hayatlarının birinde
Bana ayırdığı yerde...
not:bu şiir sabahın köründe çok sevdiğim bir dostuma yazılmıştır =)
Sadece düşünüyordum daha uzak diyarların kucağında,
Bir sevgilim yok aşkı yaşatan;bulamadım daha doğru kişiyi ama
Sadece seviyordum dünyayı döndüren sevgidir diye
Her gelişimde beni kapıda karşılayan lojmanın köpeğini seviyordum
Başına dokunup konuşuyordum onunla
Odamı seviyordum ilham yerim diye ve tabii
En güzel kokulu çiçeklerle süslediğim masamı
Annemi beklemediği anda öpüyordum yanaklarından
O her ne kadar bunun çıkar için olduğunu sansa da:)
Hatalarımı seviyordum bazen,biraz daha olgunlaştrmaları adına
Hatta bugün beni ölümden döndürecek bir vesile olduğunu bilmeksizin
Ayağıma yapışan ve beni kaldırımdan çeken yavru kediyi seviyordum elime almış
Arkamı dönüp devrilen ve kaldırımı parçalamış minibüsü gördüğümde uğrayacağım şoku düşünmeden;
Sadece seviyordum kardeşçe;ağlarken başımı koyacak güvenli bir omuz
Gecenin üçünde güzel ve derinden bir sesin beni teselli etmesi yolunda
Bu kişinin yanağımdaki buseden farksız ama br o kadarda yalansız,
Çok ama çok seviyordum ben Ezel'imi
Sebebini bilmeden bir yandan da en güzel sebeplerin anahtarı olacağını
Gözlerimi dünyaya kapadığımda iyi ki onu getirdin Rabb'im diyeceğimi
Hissederek yaşıyorum onun hayatlarının birinde
Bana ayırdığı yerde...
not:bu şiir sabahın köründe çok sevdiğim bir dostuma yazılmıştır =)
İnadına
Varlık bana uzun
Bahar size yoldaş
Sonbahar gönül sırdaşım
Yüzüme vuran rüzgar
Şimdi elif elif çarpıyor
Belki de bu yüzden
Sakın beni işaretli saymayın ayrılığa,
Gitmelerim meşhurdur affediniz ama
Siz bitti sayı
Ben üç nokta koyuyorum…
Karşılıklıdır nedense yürekler
Çağlayınca harcanır verilen değerler
Senet saymıyorum her bakışlarınızı,
İcralık edecek değilim sizi ama
Yanardağ bu belli olmaz
Mağmanın sonu Adem'e varmaz
Karşınızdaki ne de olsa çiğ süt emmiş
Öfkesine hiç güven olmaz
Ya da en iyisi siz bitti sayın
Ben en şanlısından
Bir üç nokta daha koyuyorum...
Düşler
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adam
Newyork'ta, bir sokakta,kartondan kulübesinde yaşayan kadın
Hepsi de onunladır sanki
Çıldırtıcı bir yalnızlık içinde...
Sevgilidir onların da içini ısıtan fuzuli
Halbuki bilmez kimseler fakirlerin zengin düşlerini
Yok ama yok sabırlıyım dikenli yollara
Sonunda değer ise merhemim bu yolda...
Kolay olan güzel olsa idi;
Gülün dikenleri batmaz
Zıkkım pamuk eylemez idi...
'' http://awaazdoo.blogspot.com/2011/06/child-labor-today.html help to children to go school ''
Newyork'ta, bir sokakta,kartondan kulübesinde yaşayan kadın
Hepsi de onunladır sanki
Çıldırtıcı bir yalnızlık içinde...
Sevgilidir onların da içini ısıtan fuzuli
Halbuki bilmez kimseler fakirlerin zengin düşlerini
Yok ama yok sabırlıyım dikenli yollara
Sonunda değer ise merhemim bu yolda...
Kolay olan güzel olsa idi;
Gülün dikenleri batmaz
Zıkkım pamuk eylemez idi...
'' http://awaazdoo.blogspot.com/2011/06/child-labor-today.html help to children to go school ''
Bizi aslında hiç kimse tanımadı
İntifa hakkı devredilmiş bedenlerde
Uçurumlara inat yaşar insan ellerde
Hep aynı uğultu gözlerde
Yaşanır mı tek odalı gözlerde
Bir çığlık misali dillerde
Anlatmak imkansızdır gerçeği kalplere
Bir maske daha takılır,boya badana yüzlerde
Bir kukla daha can bulur sahnede!
Kapı önündeki sadık köpeğin yemek peşinde
Öpüp kokladığın kedin ciğer derdinde
Öperken ölüm bizi gözlerimizden
Azrail bile bizi tanımadı!
Şekli insan 4 kapıyı çalmadan:
Tarikatı yıkmadan
Hakikati tatmadan
Marifete ulaşmadan
Kendi bile onu tanımaz
Uçurumlara inat yaşar insan ellerde
Hep aynı uğultu gözlerde
Yaşanır mı tek odalı gözlerde
Bir çığlık misali dillerde
Anlatmak imkansızdır gerçeği kalplere
Bir maske daha takılır,boya badana yüzlerde
Bir kukla daha can bulur sahnede!
Kapı önündeki sadık köpeğin yemek peşinde
Öpüp kokladığın kedin ciğer derdinde
Öperken ölüm bizi gözlerimizden
Azrail bile bizi tanımadı!
Şekli insan 4 kapıyı çalmadan:
Tarikatı yıkmadan
Hakikati tatmadan
Marifete ulaşmadan
Kendi bile onu tanımaz
Sevgili Spinoza kulakların çınlasın emi !!!
Spinoza’ ya göre, insan tutkular ve düşünce ikilemi içinde yaşar. Tutkular, ruhun karışık ve bulanık yanını oluşturur ve bunlar güçsüzlük, erdemsizlik ve yetkinsizlik halleridir. İnsan tutkularıyla bir köle, düşünce durumunda ise bir özgürdür. Özgürlük erdemdir. Buna göre, ahlâkın hedefi , düşünce ile tutkuları yenmektir. Ahlâkî hayat, aklın tutkulara karşı savaşıdır ve insanı tutkuların kölesi olmaktan kurtarıp, onu özgür kılmaktadır.
Elimde kitaplar sayfalarca yazıyı okurken takıldım bu cümlede nedense...Zaten şu felsefe derslerine çalışırken hep uzun sürer sınav çalışmam çünkü ayrılamam okumakta olduğum sayfadan değişik düşünceler alır beni...Felsefe dediğim de bilim felsefesi ki bunu Sezgin Seymen Çelebi'den alıyor olmak,of ki ne of =)
Dersini ve işleyişini seviyorum hocamın ama sınavları ve not sistemi için aynı engin sevgi dağılımını yapayacağım =( Neyse konumuza dönelim;
Zaten ahlak nedir, var mıdır,benimsediklerim ne kadar evrensel diye düşünürken biraz da moral oldu rahmetli Spinoza bana =) Ne güzel diyor insan tutkuları ile bir köle derken...Benim ahlak anlayışım ve ahlaklı insan erdemli insandır takıntılarım İslam-i kökenli filozoflardan geliyor açıkcası gurur da duyuyorum onların ahlak anlayışlarını hayatıma yansıtmış olmakla , fakat farklı filozofları okurken de benzer sonuçlara varmak hoşuma gitmedi değil...En azından bu filozoflardan biri de çıkıp''ona bakarsan bazı Afrika kabilelerinde çıplak gezmek ayıp değil'' gibi bir antiahlak cümlesi ile , benimsediklerimi yıkmaya çalışmıyor! Yapanlar çok oldu olmadı değil ama bu sadece gelişmiş toplumdaki ; dengeden nefret eden ve savsak ilişkilerle hayatlarını darma duman eden dahası farkında ya da farkında olmaksızın bencilliği...vs vs savunan insanların tesellisi.Ki zaten ahlak kavramlarının hatalı olduğunu özel hayatlarında kafalarını vurdukları duvarlar ile de çok iyi farkediyor ve üzülüyorlar.Onlar üzüldükçe ve bana gelip anlattıkça da ben de üzülüyorum.Farkında değiller mi ki bahsi geçen kültürel değerler değil !!! Ama her ülkede , toplumda ortak değerlerin farklı yöntemlerle uygulamaya sokulabileceği hatta bu farklılığın dayatma olmadığından daha iyi sonuç getireceğinde hem fikirim. Boşuna mı evrensel diye bastırıyorum.İnsanın diğer canlılardan çok farklı olduğunu,dünyanın halifesi ve doğuştan bazı ortak değerlere sahip olduğunu düşünüyorum.Tabiki de buna mutlak suretle katı bir şekilde bağlı değilim lakin bu kabul edişim yürüdüğüm yolda çiçekler açtırdığı için her seferinde daha da benimsedim ve benimsemeye devam etmekteyim. Kaldı ki hiçbir şey ispat edilemez sadece kesin doğru dediğimiz mevzu bahsin aksi karşımıza hiç çıkmamıştır , bu yüzden de doğruluk derecesi yüksektir.
Buna da değindikten sonra tekrar konuya dönecek olursam eğer , ben evrensek ahlak anlayışına inanmayanların ve bundan bir haber yaşayanların kaybettiklerine şahit olmaktan yoruldum,ama onlar buna direnmekten yorulmadılar maalesef...Peki herkes bu genel anlamdaki ahlak anlayışını nasıl bulabilir derseniz benim kastettiğim ahlak anlayışı şudur ki ''DÜŞÜNCE İLE YERSİZ VE ZAMANSIZ İÇİMİZDE MEYDANA GELEN TUTKULAR YENİLMELİ BÖYLECE KİŞİ DAHA ÖZGÜR OLMALIDIR''...(dikkat edildiyse zamansız ve yersiz tutku dedim çünkü tutkusuz insan yaşayan bir ölü gibidir tabiki yerinde olmak şartı ile) Anlayacağınız kişi ahlaklı olmakla kısıtlanmaz yahut özgürlüğünü kaybetmez tersine daha özgür ve ferah hisseder buradaki kilit nokta da ince kırmızı çizgidir...Ne melek ne şeytan sadece çizgi , ince değişmez ama uyum sağlayan kırmızı çizgi!!!
Elimde kitaplar sayfalarca yazıyı okurken takıldım bu cümlede nedense...Zaten şu felsefe derslerine çalışırken hep uzun sürer sınav çalışmam çünkü ayrılamam okumakta olduğum sayfadan değişik düşünceler alır beni...Felsefe dediğim de bilim felsefesi ki bunu Sezgin Seymen Çelebi'den alıyor olmak,of ki ne of =)
Dersini ve işleyişini seviyorum hocamın ama sınavları ve not sistemi için aynı engin sevgi dağılımını yapayacağım =( Neyse konumuza dönelim;
Zaten ahlak nedir, var mıdır,benimsediklerim ne kadar evrensel diye düşünürken biraz da moral oldu rahmetli Spinoza bana =) Ne güzel diyor insan tutkuları ile bir köle derken...Benim ahlak anlayışım ve ahlaklı insan erdemli insandır takıntılarım İslam-i kökenli filozoflardan geliyor açıkcası gurur da duyuyorum onların ahlak anlayışlarını hayatıma yansıtmış olmakla , fakat farklı filozofları okurken de benzer sonuçlara varmak hoşuma gitmedi değil...En azından bu filozoflardan biri de çıkıp''ona bakarsan bazı Afrika kabilelerinde çıplak gezmek ayıp değil'' gibi bir antiahlak cümlesi ile , benimsediklerimi yıkmaya çalışmıyor! Yapanlar çok oldu olmadı değil ama bu sadece gelişmiş toplumdaki ; dengeden nefret eden ve savsak ilişkilerle hayatlarını darma duman eden dahası farkında ya da farkında olmaksızın bencilliği...vs vs savunan insanların tesellisi.Ki zaten ahlak kavramlarının hatalı olduğunu özel hayatlarında kafalarını vurdukları duvarlar ile de çok iyi farkediyor ve üzülüyorlar.Onlar üzüldükçe ve bana gelip anlattıkça da ben de üzülüyorum.Farkında değiller mi ki bahsi geçen kültürel değerler değil !!! Ama her ülkede , toplumda ortak değerlerin farklı yöntemlerle uygulamaya sokulabileceği hatta bu farklılığın dayatma olmadığından daha iyi sonuç getireceğinde hem fikirim. Boşuna mı evrensel diye bastırıyorum.İnsanın diğer canlılardan çok farklı olduğunu,dünyanın halifesi ve doğuştan bazı ortak değerlere sahip olduğunu düşünüyorum.Tabiki de buna mutlak suretle katı bir şekilde bağlı değilim lakin bu kabul edişim yürüdüğüm yolda çiçekler açtırdığı için her seferinde daha da benimsedim ve benimsemeye devam etmekteyim. Kaldı ki hiçbir şey ispat edilemez sadece kesin doğru dediğimiz mevzu bahsin aksi karşımıza hiç çıkmamıştır , bu yüzden de doğruluk derecesi yüksektir.
Buna da değindikten sonra tekrar konuya dönecek olursam eğer , ben evrensek ahlak anlayışına inanmayanların ve bundan bir haber yaşayanların kaybettiklerine şahit olmaktan yoruldum,ama onlar buna direnmekten yorulmadılar maalesef...Peki herkes bu genel anlamdaki ahlak anlayışını nasıl bulabilir derseniz benim kastettiğim ahlak anlayışı şudur ki ''DÜŞÜNCE İLE YERSİZ VE ZAMANSIZ İÇİMİZDE MEYDANA GELEN TUTKULAR YENİLMELİ BÖYLECE KİŞİ DAHA ÖZGÜR OLMALIDIR''...(dikkat edildiyse zamansız ve yersiz tutku dedim çünkü tutkusuz insan yaşayan bir ölü gibidir tabiki yerinde olmak şartı ile) Anlayacağınız kişi ahlaklı olmakla kısıtlanmaz yahut özgürlüğünü kaybetmez tersine daha özgür ve ferah hisseder buradaki kilit nokta da ince kırmızı çizgidir...Ne melek ne şeytan sadece çizgi , ince değişmez ama uyum sağlayan kırmızı çizgi!!!
Gözlerdeki mutluluk...
Çok mu aradın durdun
Yanı başına bak
Seni seven her ne varsa
Gözlerinde bir tutukluk
Sonra aynaya bak
Yüzündeki gülümsemedir mutluluk
Gitmek iyi olurdu aslında
Nalları dikmek ve merakları filizlemek
Ama kalmanında ayrı bir keyfi varmış
Değişimi görmektir mutluluk
Aynaları es,sözlere gül geç
Geçmiş geçmiştir boş geç
Anıları unutma ama
Geleceğe de bir yol seç
Yanı başına bak
Seni seven her ne varsa
Gözlerinde bir tutukluk
Sonra aynaya bak
Yüzündeki gülümsemedir mutluluk
Gitmek iyi olurdu aslında
Nalları dikmek ve merakları filizlemek
Ama kalmanında ayrı bir keyfi varmış
Değişimi görmektir mutluluk
Aynaları es,sözlere gül geç
Geçmiş geçmiştir boş geç
Anıları unutma ama
Geleceğe de bir yol seç
Hey sana diyorum !
Ey sessizliğin çığlıklarıyla yaşayan fani!
Kısa ve derindir sözlerin...
Oysaki sözlerinden daha da derindir için!
Ufacık bir beyte sığıyorsa kalemin
Varmıdır ey senden daha beceriklisi amatör şairim...
Boş bir yorum yaptım sanma
Kaleminden seni gördüm aynalarımda
İçindeki insan sevgisi bir yana
Sende bendeki arayışları gördüm adeta
Benden bir ben daha keşfettim
Anlamsız ve bomboş gençlik arasında
Kısa ve derindir sözlerin...
Oysaki sözlerinden daha da derindir için!
Ufacık bir beyte sığıyorsa kalemin
Varmıdır ey senden daha beceriklisi amatör şairim...
Boş bir yorum yaptım sanma
Kaleminden seni gördüm aynalarımda
İçindeki insan sevgisi bir yana
Sende bendeki arayışları gördüm adeta
Benden bir ben daha keşfettim
Anlamsız ve bomboş gençlik arasında
Prensesin Uykusuyum
Ormanların siyahından kaçıp da,
Ulaşılmaz tepeleri aşıp da,
Üstümdeki son örtüyü çekip
Bedenine geldim...
Kutuplardan çıkıp da,
Titreyen bedenimi sarıp da,
Ellerimdeki eldiveni atıp,
Sıcak ellerine geldim...
Buz dudaklarımı ısırıp da,
Soğuk nefesimi tutup da,
Bildiğimi unutup,
Dudaklarına geldim...
Ben bu masalın yokmuşuyum,
Derin suların son buluşuyum
Sen varmışsın olsan da,
Ben Prensesin uykusuyum...
Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.
Yer ayırdım bile yatağımda
Sen geleceksin bir gün nasıl olsa
Hiç duymaz mıyım yokluğuma hüzünlenişlenişlerini
Özleyen sensen benim gibi dalgaları çekiştiren bir kız çoçuğuyla
Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bi duman gibi havada
Ben bu masalın yokmuşuyum,
Derin suların son buluşuyum
Sen varmışsın olsan da,
Ben Prensesin uykusuyum
Ulaşılmaz tepeleri aşıp da,
Üstümdeki son örtüyü çekip
Bedenine geldim...
Kutuplardan çıkıp da,
Titreyen bedenimi sarıp da,
Ellerimdeki eldiveni atıp,
Sıcak ellerine geldim...
Buz dudaklarımı ısırıp da,
Soğuk nefesimi tutup da,
Bildiğimi unutup,
Dudaklarına geldim...
Ben bu masalın yokmuşuyum,
Derin suların son buluşuyum
Sen varmışsın olsan da,
Ben Prensesin uykusuyum...
Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.
Yer ayırdım bile yatağımda
Sen geleceksin bir gün nasıl olsa
Hiç duymaz mıyım yokluğuma hüzünlenişlenişlerini
Özleyen sensen benim gibi dalgaları çekiştiren bir kız çoçuğuyla
Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bi duman gibi havada
Ben bu masalın yokmuşuyum,
Derin suların son buluşuyum
Sen varmışsın olsan da,
Ben Prensesin uykusuyum
Siyah Yıldızlar
Yalandır bazı siyahlar aldanma
Gecenin siyahına kan ama bir çift siyah gözün sevgisine asla!
İnsanoğlu çiğ süt emmiş başını secdeye hergün koysa da
Söz konusu sevmekse yalancıdır anlasana
Belki de bu yüzden içe göm gözyaşını ve kırgınlığı
Ondan razı gibi davran belli etme çevir başını
Allaha havale et seni kandıranı
Ama sen sen ol hiçbir siyah yıldıza kanma
Gecenin siyahına kan ama bir çift siyah gözün sevgisine asla!
İnsanoğlu çiğ süt emmiş başını secdeye hergün koysa da
Söz konusu sevmekse yalancıdır anlasana
Belki de bu yüzden içe göm gözyaşını ve kırgınlığı
Ondan razı gibi davran belli etme çevir başını
Allaha havale et seni kandıranı
Ama sen sen ol hiçbir siyah yıldıza kanma
İsmin en elif hali ile
Hani güneş tepeye vurur da
Kuzguncuklar bunalır analarına ağlar
Yaprak kımıldamaz ya o havalar da
Güneşin bunaltıcı sıcağından mı sandın?
Yaprak dile gelir inim inim
’En elif halimle sevdim yağmur seni
Şen olmaz dallarım sensiz’
Ertesi gün sabahına kalmış uykusuz gözler
Sınav yolları öğrenciyi gözler
Sabah dize kadar karla uyanınca
Öğrencinin sevinci kardan mı sandın?
Gönül dile gelir sevinçle
’Sınav yalan olunca sıfır derecede
Yarimle eğlenmeye sıra gelir kar tatiliyle’
Dipdiri canlar mezara girince
En sevdiğin senden önce gidince
Topraktakinin sesi kesilince
Evrene küstü de öldü mü sandın?
Ruh dile gelir son sözü ile
’Gerçek kimliğime büründüm sonunda
Rabbime doğru koşuyorum sonsuzlukta
Var mı benden daha dirisi
Ey faniler şimdi size bakınca?’
Kuzguncuklar bunalır analarına ağlar
Yaprak kımıldamaz ya o havalar da
Güneşin bunaltıcı sıcağından mı sandın?
Yaprak dile gelir inim inim
’En elif halimle sevdim yağmur seni
Şen olmaz dallarım sensiz’
Ertesi gün sabahına kalmış uykusuz gözler
Sınav yolları öğrenciyi gözler
Sabah dize kadar karla uyanınca
Öğrencinin sevinci kardan mı sandın?
Gönül dile gelir sevinçle
’Sınav yalan olunca sıfır derecede
Yarimle eğlenmeye sıra gelir kar tatiliyle’
Dipdiri canlar mezara girince
En sevdiğin senden önce gidince
Topraktakinin sesi kesilince
Evrene küstü de öldü mü sandın?
Ruh dile gelir son sözü ile
’Gerçek kimliğime büründüm sonunda
Rabbime doğru koşuyorum sonsuzlukta
Var mı benden daha dirisi
Ey faniler şimdi size bakınca?’
Esaret
Ey dünya ben geldim geleli sen neyledin
Ümmeti Muhammed-i kime esir ettin
Kuran ahlakını uygulayan esir oldu
Edepten bir haberler vezir oldu
Gül kokusu bas yarama merhem niyetine
Derdim acıyan yaralarım değil
Çocuklar sokakta,yastığım uykuya aç
İçimde dertler taç
Korkum şu ki;
Namazım imanıma mütessir
Kalbim de dünyaya esir oldu..
Hangi adımlar kurtaracak bu ruhumu
Sevgi dünyaya haram oldu
Ümmeti Muhammed-i kime esir ettin
Kuran ahlakını uygulayan esir oldu
Edepten bir haberler vezir oldu
Gül kokusu bas yarama merhem niyetine
Derdim acıyan yaralarım değil
Çocuklar sokakta,yastığım uykuya aç
İçimde dertler taç
Korkum şu ki;
Namazım imanıma mütessir
Kalbim de dünyaya esir oldu..
Hangi adımlar kurtaracak bu ruhumu
Sevgi dünyaya haram oldu
Arnavut Kaldırımları
Yürüdüm onca vakit Arnavut kaldırımlarında
Belki seni bulurum dye en ummadık anlarımda
Yasladım sırtımı soğuk duvara
Beşeri aşktan daha soğuk olmaz umuduyla
Ağlamayı unutmuş gözlerimi diktim
İlahi aşk dilenen bir masum bakışla
Yüreğimdeki insan sevgisini koydum cebime
Alır başımı giderim kimene
Arıyordum küçük bir çocukken kaybettiklerimi...
Bekliyordum siyah yıldızın aydınlığımı isteyişini
Düşlüyordum onun koynunda uyuttuğu günleri...
Meraklanıyordum neye kime benzeyişlerini
Umut ediyordum en yakın zamanlarımın birinde
ansızın çıkıp geleceğini...
Simada aranıyordum;ellerim havada,başım secdede
İlahi aşk yolunda beşeri aşkı bana getirecek güzeller güzelini
Belki seni bulurum dye en ummadık anlarımda
Yasladım sırtımı soğuk duvara
Beşeri aşktan daha soğuk olmaz umuduyla
Ağlamayı unutmuş gözlerimi diktim
İlahi aşk dilenen bir masum bakışla
Yüreğimdeki insan sevgisini koydum cebime
Alır başımı giderim kimene
Arıyordum küçük bir çocukken kaybettiklerimi...
Bekliyordum siyah yıldızın aydınlığımı isteyişini
Düşlüyordum onun koynunda uyuttuğu günleri...
Meraklanıyordum neye kime benzeyişlerini
Umut ediyordum en yakın zamanlarımın birinde
ansızın çıkıp geleceğini...
Simada aranıyordum;ellerim havada,başım secdede
İlahi aşk yolunda beşeri aşkı bana getirecek güzeller güzelini
Hep bir yerde yanlış yaptık
Uslandık ama çok da uslanmadık
Hep yanlış hayallerin peşinden balıklama daldık!
Nefes aldık ama çok da alamadık
Boynu geçince su ummadık ellere uzandk
Sevildik ama çok da sevilmedk
Her seferinde acı çektk!
Yaşadık ama çok da yaşayamadık
Yanlış bir sistemin peşinden biter umuduyla yeni çitalara yol açtık.
İnandık ama çok da inanamadk
Allah’tan(cc) korkmaktan
Onu sevmeye ve anlamaya
İlahi aşkın tadına zaman bulamadık
Hep yanlış hayallerin peşinden balıklama daldık!
Nefes aldık ama çok da alamadık
Boynu geçince su ummadık ellere uzandk
Sevildik ama çok da sevilmedk
Her seferinde acı çektk!
Yaşadık ama çok da yaşayamadık
Yanlış bir sistemin peşinden biter umuduyla yeni çitalara yol açtık.
İnandık ama çok da inanamadk
Allah’tan(cc) korkmaktan
Onu sevmeye ve anlamaya
İlahi aşkın tadına zaman bulamadık
Ne bekledim ne buldum şimdi!
Çocukluk bahçeme koşarken
Derin bir ormanda buldum kendimi.
Sıcak bir duş alayım derken
Soğuk yağmurlarda donakaldı bedenim.
Güneşi ararken
En zifiri karanlıklar aldı gözlerimi.
Beyaz bir gelinlik çizerken insanlığa
Silah tüccarlarının kanlı elleri kirletti hayallerimi.
Kendimi bulucam derken
Bu yağmur ormanında kaybettim ben kendimi
Derin bir ormanda buldum kendimi.
Sıcak bir duş alayım derken
Soğuk yağmurlarda donakaldı bedenim.
Güneşi ararken
En zifiri karanlıklar aldı gözlerimi.
Beyaz bir gelinlik çizerken insanlığa
Silah tüccarlarının kanlı elleri kirletti hayallerimi.
Kendimi bulucam derken
Bu yağmur ormanında kaybettim ben kendimi
Şapkalı kız masalları sahne 2
Gözlerinde dem uyuyakalmıştı,zaten gaflet uykusu içinde olduğu dünyasında!
Kulağında ilahi daldıkça dalıyordu düşlere!
Mavi gözlüsü geliyor yanına
Sıcak dudakları ısıtıyor alnını
Gel gidelim dyor...
Elini tutuyor ben seni çok seviyorum diyor!
Başlıklı kız ağlıyor sevinçten sarılıyor mavisine
Derken bir uğultu koparıyor onu düşlerinden
Gözlerini açtığında kendini yumuşak bir yatakta buluyor...
Bakınıyor şaşkınlıkla nasıl buraya geldiğini düşünüyor!
Karşısında ise belirsiz bir suret onu izliyor aslında belirsiz olmayan!
Kız korku ile irkiliyor bu sihayi varlığa!
Siyahi varlık korkan kızı görünce kaçıyor!
Öle bir kaçışki buhar gibi yok oluveriyor hızlıca...
Kız korku ve şaşkınlıkla ama bir o kadar da merakla donakalıyor
Çok değil az bir zaman içinde ayakta buluyor kendini
Hemen yatağın yanıbaşında bir ayna
Kuruyan dudaklarına elini atıyor
Hala kafasında duran anne yadigarı şapkası
Dışarı fırlamış saçlarının dalgası
Görüntüsüne bakıyor sanki cansız bir bedene bakar gibi
O koyu kahve gözlerde kırıklarını görüp hemen dönüyor yüzünü aynaya...
Aniden içeriden gelen seslerinde içinde uçuşan merakıyla
Kapıdan çıkar çıkmaz burnunun enfes kokulu bir çayla buluşmasıyla
Kulağında ilahi daldıkça dalıyordu düşlere!
Mavi gözlüsü geliyor yanına
Sıcak dudakları ısıtıyor alnını
Gel gidelim dyor...
Elini tutuyor ben seni çok seviyorum diyor!
Başlıklı kız ağlıyor sevinçten sarılıyor mavisine
Derken bir uğultu koparıyor onu düşlerinden
Gözlerini açtığında kendini yumuşak bir yatakta buluyor...
Bakınıyor şaşkınlıkla nasıl buraya geldiğini düşünüyor!
Karşısında ise belirsiz bir suret onu izliyor aslında belirsiz olmayan!
Kız korku ile irkiliyor bu sihayi varlığa!
Siyahi varlık korkan kızı görünce kaçıyor!
Öle bir kaçışki buhar gibi yok oluveriyor hızlıca...
Kız korku ve şaşkınlıkla ama bir o kadar da merakla donakalıyor
Çok değil az bir zaman içinde ayakta buluyor kendini
Hemen yatağın yanıbaşında bir ayna
Kuruyan dudaklarına elini atıyor
Hala kafasında duran anne yadigarı şapkası
Dışarı fırlamış saçlarının dalgası
Görüntüsüne bakıyor sanki cansız bir bedene bakar gibi
O koyu kahve gözlerde kırıklarını görüp hemen dönüyor yüzünü aynaya...
Aniden içeriden gelen seslerinde içinde uçuşan merakıyla
Kapıdan çıkar çıkmaz burnunun enfes kokulu bir çayla buluşmasıyla
Şapkalı kız masalları sahne 1
Yok artık yok nefes alamıyordu...
Duvara yaslanmıştı elinde mendili silmeye çalıştığı gözyaşları!
Her an düşündüğü yaratıcısına dua ediyor lütfen lütfen artık bitsin bu kaçış diyordu! Arkasında ise bir çift mavi göz onu takip ediyordu!
Bakmak görmek bile istemiyordu oysaki şapkalı kız!
Ellerini buz gibi boynuna attı derin derin nefes salışlarını sürdürdü.
Etrafını kocaman gözleri ile iyice bir taradı
O masum gözler bir apartmanın penceresinde takıldı.
Sıradan değil işlemeli o karanlık ve ıslak sokağa inat aydınlık ve pırıl pırıl bir pencere İçeriden ise huzur yayan yeşilimsi bir ışık!
İstem dışı adımlar atmaya başladı o karanlık arasokakta
Işıklı pencerenin önüne varıncaya dek!
Vardı ve durdu! Tekrar bakındı hemen binanın girişine yöneldi.
Hiç düşünmedi açık kalmış giriş kapısından içeri girerken dalgındı zaten!
Karanlığa rağmen hiç tereddüt etmeden çıktı basamakları.
Çıktı çıktı ve çıktı ta ki dördüncü katta kapısız bir ev görünceye kadar!
Bir an saçma buldu bunu ve kafasını içeri soktu
Hafif bir ışık dışında hiçbirşey göremiyordu.
Yine bir koridor vardı upuzun nereye döndüğünü bilmediği
Bu sefer aydınlık olan.
Karanlıktan kurtulmanın rahatlığı ile adımlarını çok rahat attı
Ama gözlerindeki merak da apaçık okunuyordu.
Koridorun sonuna doğru bir an donakaldı kulaklarını dolduran bir sesle!
Anlamadığı dilde birşeyler diyordu ama söleyen dudaklara kurban olunası bir sesle,aşık olunası bir güzellikte söleyişti bu...
Şapkalı kız kendinden geçmişti bu güzel hitabetle...
Türkü mü ilahi mi bilemedi ama bu ezgili söleyişti onu derinden etkileyen
Yere çöküp duvara yaslandı,gözlerini kapadı.
Boşalan yaşlarla birlikte huzur verici bir uyku basıyordu!
Derin bir nefes aldı ve oracıkta uyuyakaldı
Duvara yaslanmıştı elinde mendili silmeye çalıştığı gözyaşları!
Her an düşündüğü yaratıcısına dua ediyor lütfen lütfen artık bitsin bu kaçış diyordu! Arkasında ise bir çift mavi göz onu takip ediyordu!
Bakmak görmek bile istemiyordu oysaki şapkalı kız!
Ellerini buz gibi boynuna attı derin derin nefes salışlarını sürdürdü.
Etrafını kocaman gözleri ile iyice bir taradı
O masum gözler bir apartmanın penceresinde takıldı.
Sıradan değil işlemeli o karanlık ve ıslak sokağa inat aydınlık ve pırıl pırıl bir pencere İçeriden ise huzur yayan yeşilimsi bir ışık!
İstem dışı adımlar atmaya başladı o karanlık arasokakta
Işıklı pencerenin önüne varıncaya dek!
Vardı ve durdu! Tekrar bakındı hemen binanın girişine yöneldi.
Hiç düşünmedi açık kalmış giriş kapısından içeri girerken dalgındı zaten!
Karanlığa rağmen hiç tereddüt etmeden çıktı basamakları.
Çıktı çıktı ve çıktı ta ki dördüncü katta kapısız bir ev görünceye kadar!
Bir an saçma buldu bunu ve kafasını içeri soktu
Hafif bir ışık dışında hiçbirşey göremiyordu.
Yine bir koridor vardı upuzun nereye döndüğünü bilmediği
Bu sefer aydınlık olan.
Karanlıktan kurtulmanın rahatlığı ile adımlarını çok rahat attı
Ama gözlerindeki merak da apaçık okunuyordu.
Koridorun sonuna doğru bir an donakaldı kulaklarını dolduran bir sesle!
Anlamadığı dilde birşeyler diyordu ama söleyen dudaklara kurban olunası bir sesle,aşık olunası bir güzellikte söleyişti bu...
Şapkalı kız kendinden geçmişti bu güzel hitabetle...
Türkü mü ilahi mi bilemedi ama bu ezgili söleyişti onu derinden etkileyen
Yere çöküp duvara yaslandı,gözlerini kapadı.
Boşalan yaşlarla birlikte huzur verici bir uyku basıyordu!
Derin bir nefes aldı ve oracıkta uyuyakaldı
Kandırmaya devam et sen kendini
Cennet cehennem dediğin nedir kardaş
Beklediğin üç beş huri midir sana sırnaş
Yoksa şarap zevk sefamıdır şeşi beş yaş
O zaman boşuna beklemişsin senin işin yaş
Beklediğin üç beş huri midir sana sırnaş
Yoksa şarap zevk sefamıdır şeşi beş yaş
O zaman boşuna beklemişsin senin işin yaş
Beyaz gül aç rahmet dolu topraklarımda
Bi bakış son anlatış,
Başka bakış olmadık kapılara çıkış,
En güzeliyse görmediğim gözlerinde,
Sonsuz ahiretime en güzel bakiş...
Her yağmur senin kokunla gelir bana,
Girerim hemen altına,
Islanmak kimin umurunda,
Isınırım hemen gelip saracaksın umuduyla...
Saatler geçer daha da kararır hava,
Yağmur ise hala yağmakta,
Kıvrılırım çimene inadım mı tuttu ne yine!
Gözyaşlarım akmaz ama....
Sadece gözler mi ağlar sandın...
Yalan dolu şu hayat,
Desem ki takıl zaten hepsi bayat,
Ama ben aramaktan bıkamam ki!
Her yanı zehir saçan
Sevgisiz bu dünyada işim nee...
Ben varsam sen de varsın
Sonsuzluğun kolundasın
Ama daha ne kadar savaşıcam ben
Gel artık bul beni lütfen!
Başka bakış olmadık kapılara çıkış,
En güzeliyse görmediğim gözlerinde,
Sonsuz ahiretime en güzel bakiş...
Her yağmur senin kokunla gelir bana,
Girerim hemen altına,
Islanmak kimin umurunda,
Isınırım hemen gelip saracaksın umuduyla...
Saatler geçer daha da kararır hava,
Yağmur ise hala yağmakta,
Kıvrılırım çimene inadım mı tuttu ne yine!
Gözyaşlarım akmaz ama....
Sadece gözler mi ağlar sandın...
Yalan dolu şu hayat,
Desem ki takıl zaten hepsi bayat,
Ama ben aramaktan bıkamam ki!
Her yanı zehir saçan
Sevgisiz bu dünyada işim nee...
Ben varsam sen de varsın
Sonsuzluğun kolundasın
Ama daha ne kadar savaşıcam ben
Gel artık bul beni lütfen!
Nostalji Köşesi
TARİHİN TOZLU SAYFALARINDAN GERİYE KALAN BU GÜZEL HATIRALARA UYGUN FİYATLARLA SAHİP OLMAK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ : http://dukkanlar.gittigidiyor.com/SAHAF/list.php?flt=all&cat=&page_num=5&ord=1
Etiketler:
kartpostallar,
sahaf,
tozlu kitaplar
Sokak hayvanları için bir kap su ve yemek
@all rights reserved
Not: Şiirlerim ve masallarım gözlemlediğim insanların yahut benimle coşkularını,üzüntülerini,dertlerini paylaşan dostların duygularından esinlenmem sonucu ortaya çıkmıştır.Bazı duyguları yaşamadan bana yazdıran ve içimdeki sevgiyi ortaya çıkaran dostlarıma canı gönülden teşekkür ederim.




























































