En akıllılar delirirler ama su hep akar gider Bazen ölür çiçekler,dirilirler...ve dirilirler...
''Neden insanların gerçekleri bu kadar mutsuz edici ve sıkıcı'' diye başlamıştı sözlerine gecenin bir kuytusunda yolda yürüyen genç.
Şaşkındı kendinden oldukça olgun kişilerin dahi bu yalan olan gerçeklerin peşinden deli gibi koşmasına.İçindeki -güllerin mekanından gelen- ruhu köreltmemiş herkes de farkında olabilirdi aslında ne kadar geçiçi eğlenceler ve hırslarla insanların bir keder uçurumuna koştuklarının!Kafasında dönüp dururken bu deli sorular hemen duvarın yan tarafından gelen titreme sesi ile nefes alıp vermesi durdu.Sessizce doğruldu sese doğru ve elinde mızıkası üşümüş bir dilenci çocuk ile karşı karşıya kaldı.Dilenci korku ile toparlanıp ''Dur bana zarar verme'' diye panikledi.Genç ise onu sakinleştirdikten sonra cebine belki atıştırır diye annesinin tıktığı ekmek arasını verdi.Dilenci bir çırpıda yedi ve şaşkınlıkla ''Burada bu saatte ne işin var canına mı susadın sen oğlum''dedi.Genç çocuğu da alarak daha güvenli bir yere gittikten sonra onunla konuşmaya başladı.Elindeki mızıkasını sordu ne yapıyorsun onunla tam olarak diye.Çocuk anlatmaya başladı:
''Bilirsin, benim de bir ailem vardı işte.Büyük depremde kaybettim onları.Deprem olmasaydı hayalimizdeki gibi uzakta bir yerlerde,şu an bulunduğumuz yerden daha az gerçekçi ve insanların daha mutlu,saygılı sevgili olduğu bir ülkede yaşıyor olacaktık.Herşey ayarlanmıştı aslında! Ama insanların 3kuruş için kaçak bina yapmasının kurbanı oldu hayallerim ve sevdiklerim.Bu mızıka da ablamındı.Çok mutluyduk ve bunu çalar hayal kurardık hatta sülalede bu hayalperestliğimiz deli olarak nitelendirilirdi.Fakat o sözde akıllıların hiçbiri bizim kadar gülememiştir emin ol.Zaten ailemi kaybedince de bir yurda tıktılar beni.Bilirsin bu ülkedeki yurt koşullarını...Dayanamdım oradaki sevgisizliğe yollarda ölürüm daha iyi dedim.Tabi bir de Allah'a ve hayallerime güvendim.Onların peşinden koşarak mutlu oldu benim ailem.Biliyorum şimdi beni izliyorlar ve huzurlular bak bana sen de deli diyeceksin ama hissediyorum onları.Boşuna yaşamıyorum gerekmese çoktan ölmüştüm.Hey bakma bana öyle yaşım 9 diye.Her an ölebiliriz bu sözde gerçek kurallar içinde! Bu durumda 2 seçenek kalıyor :Ya şans eseri yaşıyoruz,ya da hayatta kalanların bir sebebi var o sebep de var olmadıkça canlarını yaratandan başka kimse alamaz! Of çok konuştum di mi,ama epeydir konuşmuyordum , rahatladım be''
Genç derin derin düşünmeye başladı.Kafasının içinde tekrarlıyordu sanki dudaklarını kıpırdatarak!Sormaya devam etti ''Peki mızıka neden'' diye...Çocuk ''Sorup duruyorsun ama bir üşüdün mü diyen yok''...Genç ''Ah afedersin burada var ateş yakıp ısınmak için uygun araç gereçler bir saniye'' dedi ve yaktı çocuğun içini ısıtacak , gecenin soğukluğunu kesecek ateşi.Ve devam etti çocuk;''Tamam işte ben de bu mızıkayı çalarak hayallerimi canlandırıp,ailemin tekrar yanımda olmasını sağlıyorum.İnsanların çoğunun unuttuğu bir çeşit büyü gibi güçlü ve etkili aslında hayal kurup inanmak ama dediğim gibi artık sadece çocuklar ruhları kirlenmediklerinden inanıyor hayallere ve farkında olmadan özgürlük yolunu gösteriyorlar insana.Tabi dinleye umruna çalan kim bu veletleri,peh''Genç aslında günlerdir aradığı sorunun cevabını bulmuşçasına sevinmeye başladı.Çocuğu tuttu kollarından ailesinin yanına götürdü.Çok iyi anlaştılar işin aslına bakılırsa.Sonra da evlatlık aldılar 9 yaşındaki hayal prensini ve prensin yarım kalan hayalini gerçekleştirip o çok istedikleri ülkeye gittiler.Ki zaten gencin babası da işleri iyi gitmediği için başka yerlerde şansını denemek zorundaymış.Gel zaman git zaman herşey yolunda,bir gece iki üvey kardeş mutlu mesut sohbet ederken , hayal prensinin cebinden bir resim düştü...Genç şaşkınlıkla resime baktı ve bunlar kim dedi.Çocuk kaybettiği ailesi olduğunu söyledi.Gencin şaşkınlıkığı daha da arttı ve resimdeki genç kızın öldüğü için bir daha görüşemediği ve sadece bir kaç kez görüşebildiği ilk aşkı olduğunu anlattı.Kızın son sözleri kulaklarında yankılanıyordu ''Çocukların hayallerine inanmaya devam et tıpkı benim gibi.Belli mi olur belki bizi de bir araya getiren bir çocuğun hayalidir''...Gencin gözleri doldu ve sarıldı çocuğa.Sen dedi bana ondan emanetsin.İnanamıyorum seni bulduğuma sen benim özgürlüğümün anahtarısın dedi!
O günden sonra da bu iki hayallerinin peşinden koşan üvey kardeş ne mi yaptı dersiniz ?
Bence bu masalın devamı da hayallerimiz de gizli =) Yeterki kendimiz dahil hayal kuranları yok saymamasını ve dinlemesini bilelim...