Düşündüm de;yaşasaydın çok kızardın bize güllerin efendisi, özellikle izinden gittiğini iddaa edip hak yiyen ve altınlar içinde boğulmuşları gördükçe...ki sen kendine yatacak yorganı,yastığı dahi çok görmüştün de sırf halktan üstün olmamak adına tahtalar üzerinde pamuk ellerini yastık yapıp da yatardın.Nasıl da ağlamıştı damadın Ali, seni yüzü gözü kızarık görünce sert tahtalarda yatmaktan.
Kızları o kadar çok severdin ki tüm evlatların kız oluverdi,kadın şimdikinden daha çok değerliydi yüreğinde.Şimdiki gibi gelişmiş,özgürlük sloganları atan ama kadını obje olmaktan öteye atamayan toplumlar ne kadar haberdar senin içindeki gül kokulu adalet sisteminden.
Dünya senden yana tersine dönmüş gibi.
Yöneticilik deyince mevki makamlar gelir şimdi akıllara , bir de seni görselermiş keşke:Bugünün mücevher taşlı yahut milyarlık başörtüsü takanların inadına(tam tersi de var tabii ki örneğin:bedenini kullanarak para kazanıp kadınlığın değerini ayaklar altına alanlar,giyimleri ile kadını cinsel obje haline getirenler,dengeli giyimden yoksun kişiler) ya da adaleti getireceğim diyen yönetici ama altında son model arabasını da eksik etmeyen kişilerin inadına sen ; kızlarının kolundaki altın bilezikleri görünce ''peygamber kızı ateşten bilezik mi takıyor desinler?'' diye yüzünü ekşitip kızlarını da eleştirip,o bilezikleri çıkartıp fakirlere dağıtmıştın.Sana gelip açım diyene beline bağladığın taşı gösterir(ondan fazla lüksün olmadığı için),misafirlikte sana fazla yedirenin evine gitmezdin,hatta sana tapınmasınlar diye resmini dahi çizdirmezdin...
Sen peygamber olmadan önce de(40yaşına kadar) insalığa örnek davranışların ile adını kazıdın tarihe...
Peygamber sıfatından önce sıradan bir insan olduğunu o kadar çok vurguladın ve vurgulattın ki...
Kelime-i şehadette dahi önce kulu ardından elçisidir kelimesi yazılı değil mi?
Sen ki makamını saklayıp, dünyada gelip geçicidir herşey deyip,insanlık için çalışıp çırpınmıştın...
Peki ya şimdi ?
Neden bu kadar saptırdık ve sapıttırdık ki biz dini,aşkı adaleti?
Nasıl putlaştırdık seni?
Ve neden okumadan,düşünmeden yaşamaya alıştırdık kendimizi?
Niçin bir görüşü, düşünceyi , inancı araştırıp okumadan sadece yanlış yapan insanları ölçüt alarak karalamayı seçtik
hemen? Ve yok saydık o şeyi umursamaz bir tavır ile...
Ne güzel de oynuyoruz kendimize, '' okumadan, düşünmeden , empati yapmadan konuşma ve davranma '' yolunu seçtirerek değil mi?
Dahası çok da korkak olduk eleştirmeye kendimizi dahi !!! Ya da hatalarımızı eleştirenlere tahammül edemez mümkünse kanunen yargılar olduk...
Farklı görüşlere,inançlara saygı duymayı beceremez olduk...
Seni örnek aldığını söleyen ama zorbalıkla insanlara müslümanlığa tanıtan kişiler çıktı bir bilsen...
Hak yiyenler çıktı senin adını kullanarak !!!
Daha tuhafı insanları nefret ettirdiler dinlerden ve mazlumun hakkını savunan gerçekten dürüst,çalışkan fakat dinlere önyargılı insanlar ile doldu dünya...
Şaşkın haldeyiz tüm insanlık...Nereden geldik nereye gideceğiz çaresizliği içinde,
Dedim ya bencil yanımız sandığımızdan çok daha güçlü...ya da nefsimiz mi demeliyim?
Biz sevmeseni ve sevilmeyi unuttuk...
Oysa o kadar değerliyiz ki diğer canlılarla birlikte! herbirimiz...
Ve öle muhtacız ki ellerimiz bir yaşamaya,o halde ne bu ayrı gayrılık ve anlamsız düşmanlık?
Bu kadar zor mu kendimizi hatalı isek değiştirmek ve bir olmak için adımlar atmak...
Gurur denen saçmalıktan bahsetmiyorum bile,
Esnek olmayı ne zaman öğreneceğiz biz bir bilsem...
İlacımız birlik olmak yoksa bu karanlık kainatta kaybolmaya mahkumuz hepimiz...
Belki kainatın karanlık olması bile ''birlik olmamızın gerekliliğine dair'' bir işarettir kimbilir...
Son olarak,
İyi ki doğdun sevgililer sevgilisi,iyi ki!