Neden yazıyoruz biz ?

Hayat bu bilirsin,öyle anlar vardır ki boşaltmazsan içini çatlayacak gibi hissedersin.Ben de çatlamamak adına,
bardaktan boşalırcasına yazıyorum işte...

Öyleki,
''En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk : henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz : henüz yaşamadıklarımız
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
Henüz söylenmemiş olandır'' (N.H)

Belki de bu yüzden,en güzel yazı,henüz yazılmamış olandır!
O halde yazmaya devam..

28 Temmuz 2011 Perşembe

Her Gece Açan Deli Gerçekler


   En akıllılar delirirler ama su hep akar gider Bazen ölür çiçekler,dirilirler...ve dirilirler...
   ''Neden insanların gerçekleri bu kadar mutsuz edici ve sıkıcı'' diye başlamıştı sözlerine gecenin bir kuytusunda yolda yürüyen genç.
  Şaşkındı kendinden oldukça olgun kişilerin dahi bu yalan olan gerçeklerin peşinden deli gibi koşmasına.İçindeki -güllerin mekanından gelen- ruhu köreltmemiş herkes de farkında olabilirdi aslında ne kadar geçiçi eğlenceler ve hırslarla insanların bir keder uçurumuna koştuklarının!Kafasında dönüp dururken bu deli sorular hemen duvarın yan tarafından gelen titreme sesi ile nefes alıp vermesi durdu.Sessizce doğruldu sese doğru ve elinde mızıkası üşümüş bir dilenci çocuk ile karşı karşıya kaldı.Dilenci korku ile toparlanıp ''Dur bana zarar verme'' diye panikledi.Genç ise onu sakinleştirdikten sonra cebine belki atıştırır diye annesinin tıktığı ekmek arasını verdi.Dilenci bir çırpıda yedi ve şaşkınlıkla ''Burada bu saatte ne işin var canına mı susadın sen oğlum''dedi.Genç çocuğu da alarak daha güvenli bir yere gittikten sonra onunla konuşmaya başladı.Elindeki mızıkasını sordu ne yapıyorsun onunla tam olarak diye.Çocuk anlatmaya başladı:
  ''Bilirsin, benim de bir ailem vardı işte.Büyük depremde kaybettim onları.Deprem olmasaydı hayalimizdeki gibi uzakta bir yerlerde,şu an bulunduğumuz yerden daha az gerçekçi ve insanların daha mutlu,saygılı sevgili olduğu bir ülkede yaşıyor olacaktık.Herşey ayarlanmıştı aslında! Ama insanların 3kuruş için kaçak bina yapmasının kurbanı oldu hayallerim ve sevdiklerim.Bu mızıka da ablamındı.Çok mutluyduk ve bunu çalar hayal kurardık hatta sülalede bu hayalperestliğimiz deli olarak nitelendirilirdi.Fakat o sözde akıllıların hiçbiri bizim kadar gülememiştir emin ol.Zaten ailemi kaybedince de bir yurda tıktılar beni.Bilirsin bu ülkedeki yurt koşullarını...Dayanamdım oradaki sevgisizliğe yollarda ölürüm daha iyi dedim.Tabi bir de Allah'a ve hayallerime güvendim.Onların peşinden koşarak mutlu oldu benim ailem.Biliyorum şimdi beni izliyorlar ve huzurlular bak bana sen de deli diyeceksin ama hissediyorum onları.Boşuna yaşamıyorum gerekmese çoktan ölmüştüm.Hey bakma bana öyle yaşım 9 diye.Her an ölebiliriz bu sözde gerçek kurallar içinde! Bu durumda 2 seçenek kalıyor :Ya şans eseri yaşıyoruz,ya da hayatta kalanların bir sebebi var o sebep de var olmadıkça canlarını yaratandan başka kimse alamaz! Of çok konuştum di mi,ama epeydir konuşmuyordum , rahatladım be''
   Genç derin derin düşünmeye başladı.Kafasının içinde tekrarlıyordu sanki dudaklarını kıpırdatarak!Sormaya devam etti ''Peki mızıka neden'' diye...Çocuk ''Sorup duruyorsun ama bir üşüdün mü diyen yok''...Genç ''Ah afedersin burada var ateş yakıp ısınmak için uygun araç gereçler bir saniye'' dedi ve yaktı çocuğun içini ısıtacak , gecenin soğukluğunu kesecek ateşi.Ve devam etti çocuk;''Tamam işte ben de bu mızıkayı çalarak hayallerimi canlandırıp,ailemin tekrar yanımda olmasını sağlıyorum.İnsanların çoğunun unuttuğu bir çeşit büyü gibi güçlü ve etkili aslında hayal kurup inanmak ama dediğim gibi artık sadece çocuklar ruhları kirlenmediklerinden inanıyor hayallere ve farkında olmadan özgürlük yolunu gösteriyorlar insana.Tabi dinleye umruna çalan kim bu veletleri,peh''
  Genç aslında günlerdir aradığı sorunun cevabını bulmuşçasına sevinmeye başladı.Çocuğu tuttu kollarından ailesinin yanına götürdü.Çok iyi anlaştılar işin aslına bakılırsa.Sonra da evlatlık aldılar 9 yaşındaki hayal prensini ve prensin yarım kalan hayalini gerçekleştirip o çok istedikleri ülkeye gittiler.Ki zaten gencin babası da işleri iyi gitmediği için başka yerlerde şansını denemek zorundaymış.Gel zaman git zaman herşey yolunda,bir gece iki üvey kardeş mutlu mesut sohbet ederken , hayal prensinin cebinden bir resim düştü...Genç şaşkınlıkla resime baktı ve bunlar kim dedi.Çocuk kaybettiği ailesi olduğunu söyledi.Gencin şaşkınlıkığı daha da arttı ve resimdeki genç kızın öldüğü için bir daha görüşemediği ve sadece bir kaç kez görüşebildiği ilk aşkı olduğunu anlattı.Kızın son sözleri kulaklarında yankılanıyordu ''Çocukların hayallerine inanmaya devam et tıpkı benim gibi.Belli mi olur belki bizi de bir araya getiren bir çocuğun hayalidir''...Gencin gözleri doldu ve sarıldı çocuğa.Sen dedi bana ondan emanetsin.İnanamıyorum seni bulduğuma sen benim özgürlüğümün anahtarısın dedi!


   O günden sonra da bu iki hayallerinin peşinden koşan  üvey kardeş ne mi yaptı dersiniz ?
Bence bu masalın devamı da hayallerimiz de gizli =) Yeterki kendimiz dahil hayal kuranları yok saymamasını ve dinlemesini bilelim...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Leyla misali...

Bu kaçıncı sızıntı
Gözlerimden yüreğime süzülen
Yanaklarım ıslanmaz ama
İçim bir okyanus
Binbir çeşit duygu dibe
Hayallarim kıyısına vurmuş...

İktibas ettim çalıntı aşkları
Gecenin kara defterine
İki yudumluk ışığa hasret
Leyla-mecnun misali özlemler...

Bu kaçıncı sızıntı
Sahibini bana gömdüren:''Kaçak kelimeler''
Nasılda kılık değiştirmiş
Boğazımdan akan bir damla ter...

Kumda çıplak ayaklarımla
Mutluydum halbuki bir okyanus kıyısında
Çocuk düşlerden uyanıp da
Şimdi bu kilidi açmak niye!

Beden halsiz kaldığında,
Rüya görmez olunca,
Güneşi çalınmış başak misali
Aniden kara bulutların gölgesi alır gözleri
Deminden damlar, müptela gibi

Oysa bilmezler,
Bir sızıntıdır bu yağmuru yağdıran fuzuli...

17 Temmuz 2011 Pazar

Henüz taze olan şehit haberlerine istinaden,bir hüzün aldı başımı ve esti aklıma


    Bilirsiniz bu filmi...''La Vita E Bella''Hayat Güzeldir

   1930'ların İtalya'sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır. Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya'yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir. Bu oyunun kazanma ödülü ise bir tanktır....
  Eski izlediğim savaş filmlerine nedense gitti aklım bugün heleki henüz taze olan şehit haberlerinden sonra.Beynim nasıl bir alaka kurdu dersem,günahsız insanların ırk ayrımı uğruna katliamından yola çıkmış olabilir ki gözlerim tekrar pıt pıt damlamaya başladı aynı filmleri ikinci kez izlerken.Hitler katliamını kısa bir süre önce Taksim'de yapılan film festivalindeki 19 yaşında adlı filmde de izlemiştim ve Alman yıkımına şahit olmuştum ama bu yapıt kadar etkilememişti beni.
  Sanırım bir babanın oğlu için yaptıkları ve bir dramı, gülücükler dahası şakalar ardından izlemek sızlattı içimi.Belki de bu yüzden sizlere de hatırlatmak istedim bu en sevdiğim sahnelerden birini
''Bizi fırında yakıp sabun yapıcaklarmış baba''
''Saçmalama oğlum,oyunu kazanmak için seni kandırmışlar''
  
   İzlemeyen varsa da eğer kesinlikle izlesin çok şey katacak insanlığınıza...İyi seyirler,güzel pazarlar dilerim

Filme dair daha fazlasını izlemek için http://video.google.com/videoplay?docid=-1122124429904725755#

Not:İkinci bahsettiğim filmi çok eski siyah beyaz bir yapıt olmasından ötürü olsa gerek bulamadım internet üzerinden.Bulur bulmaz koyacağım severek izleneceğinden eminim çünkü...

7 Temmuz 2011 Perşembe

Sebepsiz

Bir sebebi yok...
Sadece düşünüyordum daha uzak diyarların kucağında,
Bir sevgilim yok aşkı yaşatan;bulamadım daha doğru kişiyi ama
Sadece seviyordum dünyayı döndüren sevgidir diye
Her gelişimde beni kapıda karşılayan lojmanın köpeğini seviyordum
Başına dokunup konuşuyordum onunla
Odamı seviyordum ilham yerim diye ve tabii
En güzel kokulu çiçeklerle süslediğim masamı
Annemi beklemediği anda öpüyordum yanaklarından
O her ne kadar bunun çıkar için olduğunu sansa da:)
Hatalarımı seviyordum bazen,biraz daha olgunlaştrmaları adına
Hatta bugün beni ölümden döndürecek bir vesile olduğunu bilmeksizin
Ayağıma yapışan ve beni kaldırımdan çeken yavru kediyi seviyordum elime almış
Arkamı dönüp devrilen ve kaldırımı parçalamış minibüsü gördüğümde uğrayacağım şoku düşünmeden;
Sadece seviyordum kardeşçe;ağlarken başımı koyacak güvenli bir omuz
Gecenin üçünde güzel ve derinden bir sesin beni teselli etmesi yolunda
Bu kişinin yanağımdaki buseden farksız ama br o kadarda yalansız,
Çok ama çok seviyordum ben Ezel'imi
Sebebini bilmeden bir yandan da en güzel sebeplerin anahtarı olacağını
Gözlerimi dünyaya kapadığımda iyi ki onu getirdin Rabb'im diyeceğimi
Hissederek yaşıyorum onun hayatlarının birinde
Bana ayırdığı yerde...

not:bu şiir sabahın köründe çok sevdiğim bir dostuma yazılmıştır =)

İnadına

Hayat size kısa
Varlık bana uzun
Bahar size yoldaş
Sonbahar gönül sırdaşım
Yüzüme vuran rüzgar
Şimdi elif elif çarpıyor

Belki de bu yüzden
Sakın beni işaretli saymayın ayrılığa,
Gitmelerim meşhurdur affediniz ama
Siz bitti sayı
Ben üç nokta koyuyorum…

Karşılıklıdır nedense yürekler
Çağlayınca harcanır verilen değerler
Senet saymıyorum her bakışlarınızı,
İcralık edecek değilim sizi ama
Yanardağ bu belli olmaz
Mağmanın sonu Adem'e varmaz
Karşınızdaki ne de olsa çiğ süt emmiş
Öfkesine hiç güven olmaz

Ya da en iyisi siz bitti sayın
Ben en şanlısından
Bir üç nokta daha koyuyorum...

Düşler

Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adam
Newyork'ta, bir sokakta,kartondan kulübesinde yaşayan kadın
Hepsi de onunladır sanki
Çıldırtıcı bir yalnızlık içinde...
Sevgilidir onların da içini ısıtan fuzuli
Halbuki bilmez kimseler fakirlerin zengin düşlerini
Yok ama yok sabırlıyım dikenli yollara
Sonunda değer ise merhemim bu yolda...
Kolay olan güzel olsa idi;
Gülün dikenleri batmaz
Zıkkım pamuk eylemez idi...

'' http://awaazdoo.blogspot.com/2011/06/child-labor-today.html help to children to go school ''

Bizi aslında hiç kimse tanımadı

İntifa hakkı devredilmiş bedenlerde
Uçurumlara inat yaşar insan ellerde
Hep aynı uğultu gözlerde
Yaşanır mı tek odalı gözlerde

Bir çığlık misali dillerde
Anlatmak imkansızdır gerçeği kalplere
Bir maske daha takılır,boya badana yüzlerde
Bir kukla daha can bulur sahnede!

Kapı önündeki sadık köpeğin yemek peşinde
Öpüp kokladığın kedin ciğer derdinde
Öperken ölüm bizi gözlerimizden
Azrail bile bizi tanımadı!

Şekli insan 4 kapıyı çalmadan:
Tarikatı yıkmadan
Hakikati tatmadan
Marifete ulaşmadan
Kendi bile onu tanımaz

Sevgili Spinoza kulakların çınlasın emi !!!

Spinoza’ ya göre, insan tutkular ve düşünce ikilemi içinde yaşar. Tutkular, ruhun karışık ve bulanık yanını oluşturur ve bunlar güçsüzlük, erdemsizlik ve yetkinsizlik halleridir. İnsan tutkularıyla bir köle, düşünce durumunda ise bir özgürdür. Özgürlük erdemdir. Buna göre, ahlâkın hedefi , düşünce ile tutkuları yenmektir. Ahlâkî hayat, aklın tutkulara karşı savaşıdır ve insanı tutkuların kölesi olmaktan kurtarıp, onu özgür kılmaktadır.
   Elimde kitaplar sayfalarca yazıyı okurken takıldım bu cümlede nedense...Zaten şu felsefe derslerine çalışırken hep uzun sürer sınav çalışmam çünkü ayrılamam okumakta olduğum sayfadan değişik düşünceler alır beni...Felsefe dediğim de bilim felsefesi ki bunu Sezgin Seymen Çelebi'den alıyor olmak,of ki ne of =)
Dersini ve işleyişini seviyorum hocamın ama sınavları ve not sistemi için aynı engin sevgi dağılımını yapayacağım =(   Neyse konumuza dönelim;
   Zaten ahlak nedir, var mıdır,benimsediklerim ne kadar evrensel diye düşünürken biraz da moral oldu rahmetli Spinoza bana =) Ne güzel diyor insan tutkuları ile bir köle derken...Benim ahlak anlayışım ve ahlaklı insan erdemli insandır takıntılarım İslam-i kökenli filozoflardan geliyor açıkcası gurur da duyuyorum onların ahlak anlayışlarını hayatıma yansıtmış olmakla , fakat farklı filozofları okurken de benzer sonuçlara varmak hoşuma gitmedi değil...En azından bu filozoflardan biri de çıkıp''ona bakarsan bazı Afrika kabilelerinde çıplak gezmek ayıp değil'' gibi bir antiahlak cümlesi ile , benimsediklerimi yıkmaya çalışmıyor! Yapanlar çok oldu olmadı değil ama bu sadece gelişmiş toplumdaki ; dengeden nefret eden ve savsak ilişkilerle hayatlarını darma duman eden dahası farkında ya da farkında olmaksızın bencilliği...vs vs savunan insanların tesellisi.Ki zaten ahlak kavramlarının hatalı olduğunu özel hayatlarında kafalarını vurdukları duvarlar ile de çok iyi farkediyor ve üzülüyorlar.Onlar üzüldükçe ve bana gelip anlattıkça da ben de üzülüyorum.Farkında değiller mi ki bahsi geçen kültürel değerler değil !!! Ama her ülkede , toplumda ortak değerlerin farklı yöntemlerle uygulamaya sokulabileceği hatta bu farklılığın dayatma olmadığından daha iyi sonuç getireceğinde hem fikirim. Boşuna mı evrensel diye bastırıyorum.İnsanın diğer canlılardan çok farklı olduğunu,dünyanın halifesi ve doğuştan bazı ortak değerlere sahip olduğunu düşünüyorum.Tabiki de buna mutlak suretle katı bir şekilde bağlı değilim lakin bu kabul edişim yürüdüğüm yolda çiçekler açtırdığı için her seferinde daha da benimsedim ve benimsemeye devam etmekteyim. Kaldı ki hiçbir şey ispat edilemez sadece kesin doğru dediğimiz mevzu bahsin aksi karşımıza hiç çıkmamıştır , bu yüzden de doğruluk derecesi yüksektir.
   Buna da değindikten sonra tekrar konuya dönecek olursam eğer , ben evrensek ahlak anlayışına inanmayanların ve bundan bir haber yaşayanların kaybettiklerine şahit olmaktan yoruldum,ama onlar buna direnmekten yorulmadılar maalesef...Peki herkes bu genel anlamdaki ahlak anlayışını nasıl bulabilir derseniz benim kastettiğim ahlak anlayışı şudur ki ''DÜŞÜNCE İLE YERSİZ VE ZAMANSIZ İÇİMİZDE MEYDANA GELEN TUTKULAR YENİLMELİ BÖYLECE KİŞİ DAHA ÖZGÜR OLMALIDIR''...(dikkat edildiyse zamansız ve yersiz tutku dedim çünkü tutkusuz insan yaşayan bir ölü gibidir tabiki yerinde olmak şartı ile) Anlayacağınız kişi ahlaklı olmakla kısıtlanmaz yahut özgürlüğünü kaybetmez tersine daha özgür ve ferah hisseder buradaki kilit nokta da ince kırmızı çizgidir...Ne melek ne şeytan sadece çizgi , ince değişmez ama uyum sağlayan kırmızı çizgi!!!

Gözlerdeki mutluluk...

Çok mu aradın durdun
Yanı başına bak
Seni seven her ne varsa
Gözlerinde bir  tutukluk
Sonra aynaya bak
Yüzündeki gülümsemedir mutluluk
Gitmek iyi olurdu aslında
Nalları dikmek ve merakları filizlemek
Ama kalmanında ayrı bir keyfi varmış
Değişimi görmektir mutluluk
Aynaları es,sözlere gül geç
Geçmiş geçmiştir boş geç
Anıları unutma ama
Geleceğe de bir yol seç

Hey sana diyorum !

Ey sessizliğin çığlıklarıyla yaşayan fani!
Kısa ve derindir sözlerin...
Oysaki sözlerinden daha da derindir için!
Ufacık bir beyte sığıyorsa kalemin
Varmıdır ey senden daha beceriklisi amatör şairim...
Boş bir yorum yaptım sanma
Kaleminden seni gördüm aynalarımda
İçindeki insan sevgisi bir yana
Sende bendeki arayışları gördüm adeta
Benden bir ben daha keşfettim
Anlamsız ve bomboş gençlik arasında

Prensesin Uykusuyum

Ormanların siyahından kaçıp da,
Ulaşılmaz tepeleri aşıp da,
Üstümdeki son örtüyü çekip
Bedenine geldim...
Kutuplardan çıkıp da,
Titreyen bedenimi sarıp da,
Ellerimdeki eldiveni atıp,
Sıcak ellerine geldim...
Buz dudaklarımı ısırıp da,
Soğuk nefesimi tutup da,
Bildiğimi unutup,
Dudaklarına geldim...
Ben bu masalın yokmuşuyum,
Derin suların son buluşuyum
Sen varmışsın olsan da,
Ben Prensesin uykusuyum...
Bırakmak bırakılmak demeyelim
Durmadan yer değiştiriyor anlamlar da
Ben ki bir boşluk kadar büyümüşüm bu yüzden
Sanki kış aylarında bir uçurumda.
Yer ayırdım bile yatağımda
Sen geleceksin bir gün nasıl olsa
Hiç duymaz mıyım yokluğuma hüzünlenişlenişlerini
Özleyen sensen benim gibi dalgaları çekiştiren bir kız çoçuğuyla
Hepsini biliyorum, hepsi aklımda
Hepsi de hiç kımıldamayan bi duman gibi havada
Ben bu masalın yokmuşuyum,
Derin suların son buluşuyum
Sen varmışsın olsan da,
Ben Prensesin uykusuyum

Siyah Yıldızlar

Yalandır bazı siyahlar aldanma
Gecenin siyahına kan ama bir çift siyah gözün sevgisine asla!
İnsanoğlu çiğ süt emmiş başını secdeye hergün koysa da
Söz konusu sevmekse yalancıdır anlasana
Belki de bu yüzden içe göm gözyaşını ve kırgınlığı
Ondan razı gibi davran belli etme çevir başını
Allaha havale et seni kandıranı
Ama sen sen ol hiçbir siyah yıldıza kanma

İsmin en elif hali ile

Hani güneş tepeye vurur da
Kuzguncuklar bunalır analarına ağlar
Yaprak kımıldamaz ya o havalar da
Güneşin bunaltıcı sıcağından mı sandın?

Yaprak dile gelir inim inim
’En elif halimle sevdim yağmur seni
Şen olmaz dallarım sensiz’

Ertesi gün sabahına kalmış uykusuz  gözler
Sınav yolları öğrenciyi gözler
Sabah dize kadar karla uyanınca
Öğrencinin sevinci kardan mı sandın?

Gönül dile gelir sevinçle
’Sınav yalan olunca sıfır derecede
Yarimle eğlenmeye sıra gelir kar  tatiliyle’

Dipdiri canlar mezara girince
En sevdiğin senden önce gidince
Topraktakinin sesi kesilince
Evrene küstü de öldü mü sandın?

Ruh dile gelir son sözü ile
’Gerçek kimliğime büründüm sonunda
Rabbime doğru koşuyorum sonsuzlukta
Var mı benden daha dirisi
Ey faniler şimdi size bakınca?’

Esaret

Ey dünya ben geldim geleli sen neyledin
Ümmeti Muhammed-i kime esir ettin
Kuran ahlakını uygulayan esir oldu
Edepten bir haberler vezir oldu
Gül kokusu bas yarama merhem niyetine
Derdim acıyan yaralarım değil
Çocuklar sokakta,yastığım uykuya aç
İçimde dertler taç
Korkum şu ki;
Namazım imanıma mütessir
Kalbim de dünyaya esir oldu..
Hangi adımlar kurtaracak bu ruhumu
Sevgi dünyaya haram oldu

Arnavut Kaldırımları

Yürüdüm onca vakit Arnavut kaldırımlarında
Belki seni bulurum dye en ummadık anlarımda
Yasladım sırtımı soğuk duvara
Beşeri aşktan daha soğuk olmaz umuduyla
Ağlamayı unutmuş gözlerimi diktim
İlahi aşk dilenen bir masum bakışla
Yüreğimdeki insan sevgisini koydum cebime
Alır başımı giderim kimene
Arıyordum küçük bir çocukken kaybettiklerimi...
Bekliyordum siyah yıldızın aydınlığımı isteyişini
Düşlüyordum onun koynunda uyuttuğu günleri...
Meraklanıyordum neye kime benzeyişlerini
Umut ediyordum en yakın zamanlarımın birinde
ansızın çıkıp geleceğini...
Simada aranıyordum;ellerim havada,başım secdede
İlahi aşk yolunda beşeri aşkı bana getirecek güzeller güzelini

Hep bir yerde yanlış yaptık

Uslandık ama çok da uslanmadık
Hep yanlış hayallerin peşinden balıklama daldık!
Nefes aldık ama çok da alamadık
Boynu geçince su ummadık ellere uzandk
Sevildik ama çok da sevilmedk
Her seferinde acı çektk!
Yaşadık ama çok da yaşayamadık
Yanlış bir sistemin peşinden biter umuduyla yeni çitalara yol açtık.
İnandık ama çok da inanamadk
Allah’tan(cc) korkmaktan
Onu sevmeye ve anlamaya
İlahi aşkın tadına zaman bulamadık

Ne bekledim ne buldum şimdi!

Çocukluk bahçeme koşarken
Derin bir ormanda buldum kendimi.
Sıcak bir duş alayım derken
Soğuk yağmurlarda donakaldı bedenim.
Güneşi ararken
En zifiri karanlıklar aldı gözlerimi.
Beyaz bir gelinlik çizerken insanlığa
Silah tüccarlarının kanlı elleri kirletti hayallerimi.
Kendimi bulucam derken
Bu yağmur ormanında kaybettim ben kendimi

Şapkalı kız masalları sahne 2

Gözlerinde dem uyuyakalmıştı,zaten gaflet uykusu içinde olduğu dünyasında!
Kulağında ilahi daldıkça dalıyordu düşlere!
Mavi gözlüsü geliyor yanına
Sıcak dudakları ısıtıyor alnını
Gel gidelim dyor...
Elini tutuyor ben seni çok seviyorum diyor!
Başlıklı kız ağlıyor sevinçten sarılıyor mavisine
Derken bir uğultu koparıyor onu düşlerinden
Gözlerini açtığında kendini yumuşak bir yatakta buluyor...
Bakınıyor şaşkınlıkla nasıl buraya geldiğini düşünüyor!
Karşısında ise belirsiz bir suret onu izliyor aslında belirsiz olmayan!
Kız korku ile irkiliyor bu sihayi varlığa!
Siyahi varlık korkan kızı görünce kaçıyor!
Öle bir kaçışki buhar gibi yok oluveriyor hızlıca...
Kız korku ve şaşkınlıkla ama bir o kadar da merakla donakalıyor
Çok değil az bir zaman içinde ayakta buluyor kendini
Hemen yatağın yanıbaşında bir ayna
Kuruyan dudaklarına elini atıyor
Hala kafasında duran anne yadigarı şapkası
Dışarı fırlamış saçlarının dalgası
Görüntüsüne bakıyor sanki cansız bir bedene bakar gibi
O koyu kahve gözlerde kırıklarını görüp hemen dönüyor yüzünü aynaya...
Aniden içeriden gelen seslerinde içinde uçuşan merakıyla
Kapıdan çıkar çıkmaz burnunun enfes kokulu bir çayla buluşmasıyla

Şapkalı kız masalları sahne 1

Yok artık yok nefes alamıyordu...
Duvara yaslanmıştı elinde mendili silmeye çalıştığı gözyaşları!
Her an düşündüğü yaratıcısına dua ediyor lütfen lütfen artık bitsin bu kaçış diyordu! Arkasında ise bir çift mavi göz onu takip ediyordu!
Bakmak görmek bile istemiyordu oysaki şapkalı kız!
Ellerini buz gibi boynuna attı derin derin nefes salışlarını sürdürdü.
Etrafını kocaman gözleri ile iyice bir taradı
O masum gözler bir apartmanın penceresinde takıldı.
Sıradan değil işlemeli o karanlık ve ıslak sokağa inat aydınlık ve pırıl pırıl bir pencere İçeriden ise huzur yayan yeşilimsi bir ışık!
İstem dışı adımlar atmaya başladı o karanlık arasokakta
Işıklı pencerenin önüne varıncaya dek!
Vardı ve durdu! Tekrar bakındı hemen binanın girişine yöneldi.
Hiç düşünmedi açık kalmış giriş kapısından içeri girerken dalgındı zaten!
Karanlığa rağmen hiç tereddüt etmeden çıktı basamakları.
Çıktı çıktı ve çıktı ta ki dördüncü katta kapısız bir ev görünceye kadar!
Bir an saçma buldu bunu ve kafasını içeri soktu
Hafif bir ışık dışında hiçbirşey göremiyordu.
Yine bir koridor vardı upuzun nereye döndüğünü bilmediği
Bu sefer aydınlık olan.
Karanlıktan kurtulmanın rahatlığı ile adımlarını çok rahat attı
Ama gözlerindeki merak da apaçık okunuyordu.
Koridorun sonuna doğru bir an donakaldı kulaklarını dolduran bir sesle!
Anlamadığı dilde birşeyler diyordu ama söleyen dudaklara kurban olunası bir sesle,aşık olunası bir güzellikte söleyişti bu...
Şapkalı kız kendinden geçmişti bu güzel hitabetle...
Türkü mü ilahi mi bilemedi ama bu ezgili söleyişti onu derinden etkileyen
Yere çöküp duvara yaslandı,gözlerini kapadı.
Boşalan yaşlarla birlikte huzur verici bir uyku basıyordu!
Derin bir nefes aldı ve oracıkta uyuyakaldı

Kandırmaya devam et sen kendini

Cennet cehennem dediğin nedir kardaş
Beklediğin üç beş huri midir sana sırnaş
Yoksa şarap zevk sefamıdır şeşi beş yaş
O zaman boşuna beklemişsin senin işin yaş

Beyaz gül aç rahmet dolu topraklarımda

Bi bakış son anlatış,
Başka bakış olmadık kapılara çıkış,
En güzeliyse görmediğim gözlerinde,
Sonsuz ahiretime en güzel bakiş...
Her yağmur senin kokunla gelir bana,
Girerim hemen altına,
Islanmak kimin umurunda,
Isınırım hemen gelip saracaksın umuduyla...
Saatler geçer daha da kararır hava,
Yağmur ise hala yağmakta,
Kıvrılırım çimene  inadım mı tuttu ne yine!
Gözyaşlarım akmaz ama....
Sadece gözler mi ağlar sandın...
Yalan dolu şu hayat,
Desem ki takıl zaten hepsi bayat,
Ama ben aramaktan bıkamam ki!

Her yanı zehir saçan
Sevgisiz bu dünyada işim nee...
Ben varsam sen de varsın
Sonsuzluğun kolundasın

Ama daha ne kadar savaşıcam ben
Gel artık bul beni lütfen!

Nostalji Köşesi

TARİHİN TOZLU SAYFALARINDAN GERİYE KALAN BU GÜZEL HATIRALARA UYGUN FİYATLARLA SAHİP OLMAK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ : http://dukkanlar.gittigidiyor.com/SAHAF/list.php?flt=all&cat=&page_num=5&ord=1













































Sokak hayvanları için bir kap su ve yemek

Sokak hayvanları için bir kap su ve yemek
not:sakın yavru kedi ve köpeklere süt vermeyin,yahut içine şeker atıp,ılıtıp verin ki minnacık karınları ağrımasın :) bir de yavru kediler kaşar peynire bayılır :)

HUKUK FAKÜLTESİ

HUKUK FAKÜLTESİ
gülme arası vermek için resme tıklayınız :)

Kitap cenneti için tıklayınız




@all rights reserved

Not: Şiirlerim ve masallarım gözlemlediğim insanların yahut benimle coşkularını,üzüntülerini,dertlerini paylaşan dostların duygularından esinlenmem sonucu ortaya çıkmıştır.Bazı duyguları yaşamadan bana yazdıran ve içimdeki sevgiyi ortaya çıkaran dostlarıma canı gönülden teşekkür ederim.